Bakan Akın Gürlek’in tutuklu-avukat görüşmesinde yasal boşluk olduğu ifadelerinin gerçeği yansıtmadığını söyleyen ÖHD Üyesi Emrah Baran, “Adalet Bakanı’nın yargılanan kişileri savunma hakkından, avukattan yoksun bırakma amacı taşıyor” dedi.
Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan tarafından Adalet Bakanlığı’na atanan Akın Gürlek, cezaevlerinde tutukluların avukatlarıyla görüşmelerine sınırlama getirileceği yönünde mesaj verdi. Katıldığı bir televizyon programında bu konuda yasal boşluk olduğunu savunan Gürlek’in açıklamasına 80 baro tepki gösterdi. Barolar, böylesi bir yasal düzenlemenin “savunma hakkını” kısıtlayacağını belirtti.
Akın Gürlek’in açıklamasında bahsettiği “hukuki boşluk” ifadesinin doğru olmadığını söyleyen Özgürlük İçin Hukukçular Derneği (ÖHD) Üyesi Emrah Baran, “Adalet Bakanının da çok iyi bildiği üzere Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 154’üncü Maddesi ve 149’uncu Maddesi’nde tutukluların avukatların görüşmesinin sınırlanmayacağına dair bir düzenleme var. Avukatların tutuklu müvekkilleriyle her zaman başkalarının duyamayacağı bir ortamda görüşme imkanının olabileceği, yine müvekkil ile avukatının yazışmalarının hiçbir şekilde denetime tabii tutulmayacağına dair düzenlemeler bulunuyor. Hukuki boşluk, hukuk literatüründe; aslında bir uyuşmazlığa uygulanacak herhangi bir hukuk kuralının olmamasını ifade eder. Ancak mevcut durumda avukatların müvekkilleriyle hapishanede görüşmesini ilişkin herhangi bir hukuki boşluk yok. Bunun tersine bunun kısıtlanmayacağına dair amir hükümler var. Bu nedenle Adalet Bakanı’nın belirttiği hukuki boşluktan bahsetmek mümkün değil. Tersine savunma hakkının hiçbir şekilde kısıtlanmayacağına ilişkin düzenlemeler mevzuatta var” ifadelerini kullandı.
‘TALİHSİZ BİR AÇIKLAMA’
Mevzuatın uygulanmasında da sorunların olduğunu vurgulayan Baran,”Özellikle Marmara 9 No’lu Yüksek Güvenlikli Hapishane’de hem doluluk oranının kapasitenin üzerinde olması hem de görüş kabinlerinin sınırlı olması nedeniyle avukatların müvekkilleriyle görüşmesinin sınırlandırıldığını görüyoruz. Uygulamada fiili sınırlamalara yol açabilecek durumlar var. Adalet Bakanı’nın bu sınırları ortadan kaldırması gerekirken, kalkıp tersine bunu mevzuatla sınırlayacağına dair açıklaması bu nedenler talihsiz bir açıklama olmuştur” dedi.
‘OHAL DÖNEMİNDE DE SINIRLAMA YAPILMIŞTI’
Gürlek’in açıklamasının amacın savunma hakkının kısıtlanması olduğunu ifade eden Baran, “Avukatların kişilere hukuki yardım sağlaması tarihsel gelişim içerisinde savunma hakkının bir kazanımı olarak görüyoruz. Adalet Bakanı’nın yargılanan kişilerin savunma hakkından, avukattan yoksun bırakma amacı taşıdığını görüyoruz. Ülkede birçok siyasi yargılama var. Bu siyasi yargılamaları avukatsız olarak yürütmek istiyorlar. Kişileri avukattan, savunma hakkından yoksun bırakmak istiyorlar. Bu durum yeni bir niyet değil. Daha önce Olağanüstü Hal (OHAL) döneminde 2016’da tutukluların avukatlarıyla görüşmesinin sınırlanabileceğine dair 6479 sayılı Kanun Hükmünde Kararname (KHK) ile bir düzenleme yapılmıştı. Tutukluların avukatlarıyla görüşmesi dinlenebiliyordu ve sınırlanabiliyordu. Daha sonrasında Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM) bir ihlal kararı verse de bu uygulama OHAL’in bitimine kadar devam etti” diye konuştu.
‘HUKUKSUZLUĞUN ÜRETİLDİĞİ LABORATUVAR’
Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan’ın tutulduğu İmralı F Tipi Yüksek Güvenlikli Cezaevi’nin durumuna da değinen Baran, “10 yıllardır İmralı Hapishanesi’nde avukat görüş kısıtlaması yapılan bir uygulamadır. Sayın Abdullah Öcalan’ın avukatlarıyla görüşmesi keyfi şekilde engellendi. Yıllarca Sayın Öcalan avukatlarıyla görüşemedi. Çok sınırlı sayıda yaptığı görüşmede de görüşmeler kayda alındı ya da bir görevli hazır edildi. Savunmaya yönelik bu hukuksuzluğun üretildiği, inşa edildiği yer İmralı Hapishanesi idi. Diğer tüm hukuksuzlukların olduğu gibi bu hukuksuzluğun da üretildiği laboratuvar İmralı ada hapishanesiydi. O dönem hem demokratik kamuoyu da sınırlı da olsa tepkiler geliştirildi. Ancak yeterli düzeyde bir tepki verilmedi. Çünkü bu durum sadece Sayın Abdullah Öcalan’a uygulanacakmış gibi bir algı vardı. Defalarca Sayın Öcalan’ın avukatları tarafından demokratik hukuk kurumları tarafından bu uygulamaların diğer tüm hapishanelere yayılacağı, tecrit sistemi Türkiye toplumuna yayılacağına dair uyarılar yapılmasına rağmen maalesef birçok kesim buna kulak vermedi. Gelinen aşamada İmralı ada hapishanesinde uygulanan bu hukuksuzluğun tüm hapishanelere yayılmasının planlandığı görülüyor” şeklinde konuştu.
OLMASI GEREKEN NEDİR?
Yapılması gerekenin müdahale değil, bu hakların genişletilmesi olduğunu ifade eden Baran, “Tutukluların 24 saat her zaman müvekkilleriyle görüşmesine dair mevzuatta düzenlemeler var. Bu düzenlemelere müdahale edilmesinin ötesinde bunun fiili imkanının da sağlanacağı koşulların yaratılması gerekiyor. Örneğin idari kararlarla, bazı hapishanelerde saat akşam 10.00’dan sonra tutukluların avukatlarıyla görüşmesi engellenebiliyor. Ya da Marmara 9 No’lu Hapishanesi’nde olduğu gibi avukatlar çok uzun süre sıra bekliyor ve müvekkilleriyle sınırlı biçimde görüşüyor. Bunun için avukatların müvekkilleriyle her zaman görüşmesi için fiili bir çalışma yapılması örneğin avukat görüş kabinlerinin arttırılması, hapishanelerin doluluk oranının azaltılması gibi birtakım çalışmalar yürütülmesi gerekiyor” diye belirtti.
MA / Ömer İbrahimoğlu

















