Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin (AİHM) 12 yıldır uygulanmayan “umut hakkı” kararı ve Meclis’te kurulan komisyonun sunacağı raporun belirsizliği sürerken, Agirî Barosu Başkanı ve Adalet Bakanlığı Cezaevi İzleme Kurulu Başkan Yardımcısı Serdar Günakın, “umut hakkı”nın derhal uygulanması gerektiğini vurguladı.
“Umut hakkı”nın kişiye özgü bir konu olmadığını söyleyen Günakın, “Türkiye’de bu hakkı savunanların damgalandığı siyasi bir algı var. Oysa bu durum ilk kez Almanya Federal Anayasa Mahkemesi’nde gündeme gelmiş, ardından AİHM tarafından çerçevesi belirlenmiş hukuki bir konudur. Biz hukukçular, öncelikle kaç kişinin faydalanacağına değil, hakkın özüne odaklanırız. İdam cezasının kaldırılma gerekçesi neyse, umut hakkı da aynı temelde, doğal hukuktan gelen yaşama hakkının bir gereğidir. Türkiye’de ise bu durum sanki tek bir kişiye özelmiş gibi yanlış bir mecrada tartışılıyor. Oysa bu doğru değildir” dedi.
‘BİNİN ÜZERİNDE KİŞİ UMUT HAKKINDAN FAYDALANACAK’
Türkiye’deki cezaevi koşullarına değinen Günakın, güncel verileri paylaşarak şunları söyledi: “Bugün 403 cezaevinde 300 bin hükümlü ve 50 bine yakın tutuklu bulunuyor, kapasite aşımı ise 50 binin üzerindedir. Umut hakkı, Türkiye’de binin üzerinde hükümlüyü ilgilendiren bir haktır. Yaşama, eşitlik ve insan onuru temel haklardır. İnsanlar, doğal hukuktan gelen haklarını kullanabilmelidir. Bu temelde insan onuruna yaraşır bir ceza adalet sisteminin hayata geçirilmesi, muasır medeniyet seviyesine gelmiş tüm çağdaş devletlerde infaz aşamasındaki mahkûmlara onurlu bir infaz hakkı tanınmasını öngörülür.”
‘UMUT HAKKI’ TÜRKİYE’DE UYGULANMALI’
İdamı fiziksel ölüme, umut hakkının yokluğunu ise psikolojik ölüme benzeten Günakın, “Bir insanı umutsuz bırakmak, onu onursuz bırakmaktır. Onursuz bir ceza adalet sistemi kabul edilemez. Türkiye Cumhuriyeti, demokratik, laik ve sosyal bir hukuk devletidir. Hukuk devleti olmanın kriteri ise yargısal denetim, yargının bağımsızlığı, kuvvetler ayrılığı ve insan haklarına saygıdır. Şairin dediği gibi: Umut bir bin ayaklı, Umut güneşte saklı, Umut insanın hakkı, Umut edenler haklı.’ Biz de umut hakkının Türkiye’de uygulanması gerektiğini düşünüyor, bunun bir gün hayata geçirilmesi gerektiğine inanıyoruz” ifadelerini kullandı.
‘BU HAK HERKESİ KAPSIYOR’
Umut hakkının öznesinin herkes olduğunu vurgulayan Günakın, şöyle konuştu: “Eğer devletin bir kişiye özel isteği varsa bunu Cumhurbaşkanlığı affıyla da yapabilir. Biz birilerine özel bir haktan bahsetmiyoruz. Bazı kesimler halkı kanalize etmek adına bu hakkı tek bir kişiye özgüymüş gibi sunuyor. Abdullah Öcalan da bir yurttaştır ve o da bu haktan faydalanmalıdır, ancak bu hak sübjektif değil, genel bir hukuk kuralı olmalıdır. Konunun güncel siyasi açıklamalar ekseninde değil, çağdaş ceza adaleti paradigmaları üzerinden değerlendirilmesi gerekir.”
‘SÜREÇ İÇİN GAYRET GÖSTERMEYE DEVAM EDECEĞİZ’
Çözüm sürecine dair deneyimlerini paylaşan Günakın, “Türkiye Büyük Millet Meclisi’nde tüm partilerle görüşen baro başkanlarından biriyim. Geçmişte dünyada nadir görülen bir örnek yaşandı, taraflar herhangi bir garantör devlet olmaksızın bir araya geldi. Türkiye’de barış tesis edilecekse bunun yeri TBMM’dir. Bir taraf silah bırakma gayreti gösterirken, diğer taraf ihtiyatlı da olsa bir komisyon kurmuştur. Barolar olarak bu süreci sahiplenmeye devam edeceğiz” dedi.
‘MÜRŞİTPINAR SINIR KAPISI DERHAL AÇILMALIDIR’
Türkiye’nin Rojava politikasını da eleştiren Günakın, “Yanımızda akrabalarımızın zulme uğradığı bir süreci izliyoruz. Kobanê’de çocuklar soğuktan ölüyorsa, Rojava’da insanlar temel ihtiyaçlardan mahrumsa bunda bizim de payımız vardır. İnsani yardım anlamında devletin derhal müdahale etmesi gerekirdi. Mürşitpınar Sınır Kapısı’nın açılması gerekirdi. Bugüne kadar yapılmamış olması; soğuktan çocukların öldüğü, kadınların saçlarının kesildiği bir coğrafyada insanlık dramının yaşandığı, savaş suçunun işlendiği bir coğrafyada bizim sessiz kalmamız; hem süreci baltalayan hem de vicdanlarımızı yaralayan bir konudur” diye konuştu.
MA

















