Rojava’ya yönelik saldırılara tepki gösteren sivil toplum örgütü temsilcileri ve yurttaşlar, “Bu bir varlık yokluk meselesidir. Rojava kırmızı çizgimizdir. Halklar ayağa kalkmalı” dedi.
HTŞ- DAİŞ ve Türkiye destekli paramiliter güçlerin Kuzey ve Doğu Suriye’ye yönelik saldırılarına karşı direniş sürerken birçok kesimden tepkiler geliyor. Rojava’ya dönük saldırılara karşı tepki gösteren Adana’daki kurum temsilcileri ve yurttaşlar Kürt halkı açısından tarihsel bir varlık–yokluk meselesi olduğunu belirtti.
Kobanê sürecinde oğlu YPG’li Şemdin Eye’yi kaybeden Akdeniz Yakınlarını Kaybeden Ailelerle Yardımlaşma ve Dayanışma Derneği (AYKAY-DER) Eşbaşkanı Abidin Eye de Rojava’da yürütülen mücadelenin yeni olmadığını belirterek, “Rojava’da hepimizin bildiği gibi bir varlık–yokluk mücadelesi veriliyor. Bu savaşlar daha önce de yaşandı. Ben bu mücadelede kendi oğlumu kaybettim; şehit oldu. ‘Belki artık bir şeyler değişir’ dedik ama görüyoruz ki sistem aynı sistemdir. Bu sadece bir devlet ya da tek bir güç meselesi değil; dünyanın işleyişi, yaklaşımı aynıdır. Bize karşı geniş bir komplo, geniş bir hareket olduğunu biliyoruz. Bu nedenle çağrımız halkımızadır. Türkiye’deki tüm Kürtlerin ve dünyanın dört bir yanındaki Kürtlerin bu gerçeği görmesi, ayağa kalkması, duyarlı olması gerekir” ifadelerini kullandı.
MEYADER olarak tüm kesimlere çağrı yapan Eye,”Halkımıza, insanlarımıza ve şehitlerimize sahip çıkalım. Bugün yayımlanan bir videoda, DAİŞ barbarlarının şehitlikte mezar taşlarını kırdığını gördük. Türkiye’de geçmişte şehit mezarlarına yapılan saldırıların aynısı bugün orada da yapılıyor. Bu, aynı zihniyetin, aynı sistemin ürünüdür. Hepsi aynı anlayışla hareket ediyor. Bu yüzden halkımızdan beklentimiz nettir. Herkes duyarlı olsun, herkes elinden geleni yapsın. Bu bir çağrıdır. Özellikle MEYADER olarak, şehit ailelerimizin bu davaya ve bu mücadeleye sahip çıkmasını istiyoruz” diye konuştu.
‘SESSİZ KALIRSAK TOPYEKÛN KAYBEDERİZ’
“Rojava bizim şah damarımızdır. İnsanın şah damarı koparsa, insan ölür diyen Felemez Bilekçier isimli yurttaş, Kürtlerin dört parçada birlik duygusu içinde olmak zorunda olduğunu belirtti. Bilekçier, “Eğer bir olmazsak, bugün Rojava’yı kaybedersek, yarın sıra bize gelir. Rojava bizim kırmızı çizgimizdir. Rojava’ya sahip çıkmazsak, onları bitirdikten sonra bizi de bitirirler. Bunu herkes bilmelidir. Kimse, ‘bugün bana bir şey olmuyor’ demesin; yarın sıra hepimizedir. Tarih bunun örnekleriyle doludur. Ermenilere yapılanları unutmayalım; aynı akıl, aynı zihniyet bugün Kürtlere yöneliyor. Peki neden dünya sessiz? Neden dört parçada yaşayan Kürtler bir olmuyor? Neden halk yediden yetmişe ayağa kalkmıyor? Neden sokaklara çıkmıyoruz? Başta Türkiye’deki Kürdistan kentlerinde ve metropollerde yaşayan Kürtler olmak üzere, herkesin bu saldırılar karşısında sesini yükseltmesi gerekir. Şu anda bir yokluk–varlık sürecindeyiz. Sessiz kalırsak, hepimiz topyekûn kaybederiz” dedi.
‘İNSANLIK SUÇUDUR’
AYKAY-DER eski Eşbaşkanı Mustafa Yıldız ise Rojava halkına büyük bir soykırım uygulandığına işaret ederek, “Bu saldırılar yalnızca HTŞ’nin devşirme çeteleriyle sınırlı değil. Hegemonik güçlerin ve özellikle Türkiye’nin bu süreçteki rolü çok büyüktür. Eğer bugün Türkiye’de bir ‘barış süreci’nden söz ediliyorsa, o zaman neden Rojava sürekli SİHA’larla, İHA’larla bombalanıyor? Neden oradaki çetelere, DAİŞ ve IŞİD benzeri yapılara destek veriliyor? Madem barıştan yanasınız, Kürtlerin Rojava’yı kırmızı çizgi olarak gördüğünü bildiğiniz hâlde neden bu kadar yoğun saldırılar yapılıyor? Neden hastaneler bombalanıyor, neden siviller katlediliyor? Bu açıkça bir insanlık suçudur” dedi.
Türkiye Cumhuriyeti devletinin, dünyanın neresinde olursa olsun bir Kürt kazanımı ortaya çıktığında buna karşı çıktığını açıkça ortaya koyduğunu ifade eden Yıldız, sözlerine şöyle devam etti: “Tarihe baktığımızda da bunu görüyoruz. 1924’lerde, Esat Oktay Bozkurt’un Adalet Bakanı olduğu dönemde söylenen ‘Kürtler olsa olsa Türklerin hizmetçisi ve kölesi olur’ anlayışı son derece tehlikelidir. Ne yazık ki bu zihniyet bugün de devlet aklında varlığını sürdürmektedir. Bugün Dışişleri Bakanı Hakan Fidan’ın tutumu da bu çizginin devamıdır. Kürtlerin soykırımdan geçirilmesine zemin hazırlayan her girişimde aktif bir rol oynandığını görüyoruz. DAİŞ’e karşı mücadelede 13 bin şehit verildi ve dünya DAİŞ zulmünden kurtarıldı. Peki sonra ne oldu? ‘Dilini konuş, Newroz’u kutla, daha ne istiyorsun?’ denilerek silah bırakma ve çetelere entegre olma dayatması yapıldı. Böyle bir adalet anlayışı yoktur.
‘ROJAVA’YI SAVUNALIM’
DEM Parti eski Seyhan İlçe Eşbaşkanı Şefik Özbey, Kürt halkının soykırımla karşı karşıya olduğunu ifade ederek, “Gerçekte şu anda bir varlık–yokluk dönemindeyiz. Eğer dört parça Kürdistan olarak bir olmazsak, çok ciddi bir tehlikeyle karşı karşıyayız. Bu nedenle hem dört parça Kürdistan’daki halkımıza hem de dünyanın her yerindeki tüm kesimlere sesleniyorum: Bir olalım, kenetlenelim. Rojava’yı savunalım. Rojava gerçekten çok ciddi bir süreçten geçiyor. Ancak şunu da açık ve net söylüyorum: Rojava düşmeyecek. Asla düşmeyecek” dedi.
‘HEP BİRLİKTE ‘HAYIR’ DİYELİM’
Mehmet Ali Özkal da uluslararası çıkar çevrelerinin Kürt halkına yönelik saldırılarda ortaklaştığına dikkat çekerek, “Bu soykırım politikalarına hep birlikte ‘hayır’ diyelim. Rojava halkına sahip çıkmak tarihsel bir sorumluluktur” şeklinde konuştu.
MA / Hamdullah Yağız Kesen













