Dünya ekonomisine yön veren siyasi liderler ve iş dünyası elitleri, her yıl olduğu gibi İsviçre’nin Davos kasabasındaki Dünya Ekonomik Forumu’nda bir araya gelirken, uluslararası sivil toplum kuruluşu Oxfam’ın yayımladığı yeni rapor zirveye damgasını vurdu. “Zenginlerin Hakimiyetine Direnmek” başlıklı çalışma, küresel servet dağılımındaki uçurumun sadece ekonomik değil, siyasi sistemleri de çökertme noktasına getirdiğini gözler önüne seriyor.
SERVET UÇURUMU TARİHİ ZİRVEDE
Rapora göre 2025 yılı, küresel eşitsizlikte kritik bir eşiğin aşıldığı yıl oldu. Milyarderlerin toplam serveti, son beş yıllık ortalamanın üç katı hızla büyüyerek 18,3 trilyon dolara ulaştı. Sadece geçtiğimiz yıl milyarderlerin kasasına giren 2,5 trilyon dolarlık ek servet, dünya nüfusunun en yoksul yarısını oluşturan 4,1 milyar insanın toplam varlığına denk düşüyor.
Bu devasa servet transferi sırasında milyarder sayısı ilk kez 3.000 barajını aşarken, Elon Musk yarım trilyon dolarlık kişisel serveti geçen ilk insan olarak tarihe geçti. Oxfam verilerine göre, zenginlerin geçen yıl elde ettiği bu 2,5 trilyon dolarlık artış, dünyadaki aşırı yoksulluğu 26 kez tamamen ortadan kaldırmaya yetecek büyüklükte.
OLİGARŞİNİN AYAK SESLERİ
Oxfam raporu, ekonomik gücün siyasi nüfuza dönüşmesinin yarattığı tehlikelere özellikle dikkat çekiyor. Verilere göre, yüksek eşitsizliğe sahip ülkelerde demokrasiden sapma ve otoriterleşme riski yedi kat daha fazla. Raporda, bir milyarderin siyasi bir makama gelme olasılığının sıradan bir vatandaşa göre 4.000 kat daha yüksek olduğu vurgulanıyor.
ABD’deki Trump dönemi, bu eğilimin en somut örneği olarak gösteriliyor. Süper zenginlerin vergilerini düşüren ve şirket denetimlerini azaltan politikalar, küresel çapta oligarşik bir yapının güçlenmesine zemin hazırladı. Oxfam İcra Direktörü Amitabh Behar, bu durumu “tehlikeli ve sürdürülemez bir siyasi açık” olarak tanımlarken, hükümetlerin elitleri memnun etmek uğruna halkın taleplerini görmezden geldiğini belirtiyor.
MEDYA TEKELİ VE ALGI YÖNETİMİ
Raporun en çarpıcı bölümlerinden biri, süper zenginlerin bilgi akışı üzerindeki kontrolüne dair veriler içeriyor. Dünyanın en büyük medya şirketlerinin yarısından fazlası ve ana akım sosyal medya platformlarının tamamı milyarderlerin elinde bulunuyor. Jeff Bezos’un Washington Post’u, Elon Musk’ın ise X (Twitter) platformunu satın alması bu hegemonyanın örnekleri arasında.
Bu tekelleşme, ifade özgürlüğü ve azınlık hakları üzerinde baskı oluşturuyor. Araştırmalar, Musk’ın X’i satın almasının ardından platformdaki nefret söyleminin %50 oranında arttığını ortaya koyuyor. Ayrıca, medya yönetim kadrolarındaki çeşitlilik eksikliği, göçmenler ve azınlıkların seslerinin kısılmasına ve hedef gösterilmelerine neden oluyor.
YOKSULLUK VE SOSYAL PATLAMA RİSKİ
Zenginler servetlerine servet katarken, küresel yoksullukla mücadele 2019 seviyelerinde tıkanmış durumda. Dünyada her dört kişiden biri gıda güvensizliği yaşıyor. Rapora göre, yardım bütçelerinde yapılan siyasi kesintiler, 2030 yılına kadar 14 milyon önlenebilir ölüme yol açabilir.
Dünya genelinde artan protestolar ve bunların şiddetle bastırılması, siyasi yoksulluğun yarattığı öfkenin bir göstergesi olarak yorumlanıyor.
ÇÖZÜM ÖNERİLERİ: EŞİTSİZLİKLE MÜCADELE PLANI
Oxfam, hükümetlere “Kral Çıplak” diyerek acil eylem çağrısında bulunuyor. Kuruluşun önerileri arasında şunlar öne çıkıyor:
- Hükümetlerin somut hedefler içeren “Ulusal Eşitsizlik Azaltma Planları” hazırlaması.
- Süper zenginlerin gücünü dengelemek için servet ve gelir üzerinden yüksek oranlı vergilendirme yapılması.
- Siyaset ve servet arasına kesin sınırlar çizilerek, lobi faaliyetlerinin kısıtlanması ve medya bağımsızlığının güvence altına alınması.
HABER MERKEZİ














