HTŞ’nin Rojava’ya saldırısına dair bir açıklama yayınlayan Türkiye Komünistlerinin Platformu “ABD’nin İsrail ve Türkiye ile birlikte Ortadoğu’da sürdürdüğü işgal ve imha operasyonu, IŞİD artığı HTŞ güçlerinin Kürtlere karşı başlattığı iç savaşla yeni bir aşamaya geçti.” Dedi.
“Biz Türk halkını, Türk işçi ve emekçilerini, laiklik, hak-hukuk-adalet isteyen herkesi Kürt kardeşleri ile birlik olmaya, oy verdikleri partileri de Kürt halkının haklarını savunmaları için baskı yapmaya çağırıyoruz.” diyen Türkiye Komünistlerinin Platformu’nun açıklamasının tamamı şu şekilde:
ABD’nin İsrail ve Türkiye ile birlikte Ortadoğu’da sürdürdüğü işgal ve imha operasyonu, IŞİD artığı HTŞ güçlerinin Kürtlere karşı başlattığı iç savaşla yeni bir aşamaya geçti. İsrail’in Gazze’de gerçekleştirdiği soykırımla başlayan süreç, Lübnan’da Hizbullah’a yönelik katliamlar, Suriye yönetiminin HTŞ’ye teslim edilmesi ve İran’a yönelik hava saldırıları ile sürdü. Bölge halklarının kendi öz savunmalarını sağlayacak her türlü örgütlenmelerini yok etmeyi hedefleyen bu süreçte soykırıma uğratılan Gazze’ye Türk askeri gönderme gibi ABD’nin bölge planında uzlaşan İsrail ve Türkiye’nin çıkarları doğrultusunda Suriye’de HTŞ güçleriyle yeni bir saldırı başlatıldı.
Bu saldırının Ortadoğu’da en örgütlü halk olan Kürt halkı başta gelmek üzere, demokrasi, eşitlik, adalet ve özgürlük için mücadele eden bütün halklara yönelik bir saldırı olduğu açıktır. Yaratılmak istenen Türkiye’de ve Suriye’de dinci faşist iktidarların berkitilmesidir. Ardından da İran’a emperyalist müdahalenin geleceği ise sır değildir.
Bütün bu planın Türküyle, Kürdüyle, Alevisi, Şiisi, Hristiyanı; işçisi, kadını, genciyle Türkiye, Kürdistan, Suriye ve diğer bölge halkları için anlamı açıktır. Emperyalist ve işbirlikçileri için sınırsız, kuralsız sömürü dünyasının dinci-faşist baskı ile tahkim edilmesi, kadınlar için erkek egemen şiddetin yasallaşması, Sünni-Selefi olmayan inançlara baskı, demokrasinin en ufak bir kırıntısının bile olmadığı bir düzen! Enerji ve maden kaynaklarının emperyalist tekellerin denetimine devreldildiği koşullarda yerli gerici faşist burjuvaların bekalarının garanti altına alındığı bir düzendir bu.
Bugün Suriye’de Rojava’ya saldırı böylesi bir düzenin tesisini amaçlıyor. Suriye’ye emperyalist müdahalenin başladığı andan itibaren, bölge halkları ile eşitlik temelinde IŞİD’e karşı savaşan, bu mücadele sayesinde dünya halklarının büyük takdirini kazanan Kürt halkı, demokratik, laik, özyönetime dayalı bir Suriye kurulması siyasi çizgisini savundu. HTŞ çetelerinin Alevilere, Dürzilere saldırılarına karşı durdu. Türkiye’nin kendilerine karşı düşmanca yaklaşımına rağmen diyalog çağrıları yapmaktan vazgeçmediler. Suriye’de Rojava’da Kürt halkının dişiyle tırnağıyla kazandığı özerkliği yok edip IŞİD artığı HTŞ çetelerine teslim olmayı dayatan Türkiye’nin temel siyaseti, jeopolitik avantajlarını kullanarak ABD’nin desteğini kazanarak Kürt halkını yalnızlaştırmak ve seçmeli anadil, Newroz’un kutlanması gibi Kürt halkının ulusal demokratik varlığını yok sayan kırıntılara razı olması, yani teslimiyettir. Ortadoğu’daki emperyalist güç dengelerini kendi lehine çevirmek için her türlü tavizi vererek icazet alan AKP-MHP faşist iktidarı “iç cepheyi güçlendirmek” olarak tarif ettikleri “Terörsüz Türkiye” sürecini de bu temelde sürdürmektedir. İktidarın bu pervasızlığının tek nedeni emperyalist destek değildir. Başta anamuhalefet partisi CHP olmak üzere, AKP-MHP karşıtı muhalafetin Kürt siyasi hareketinin “Barış ve Demokratik Toplum” olarak ilan ettikleri çağrıya ikircimli yaklaşımların da önemli bir etken olduğunun altını çizmek gerekir. Sorun hiç bir zaman sadece Kürtler ve Kürt Sorunu değildi, sorun AKP-MHP faşizmine karşı demokrasi ve özgürlük ittifakı kurulması ve bu ittifakın halkların karşısına iktidar alternatifi olarak çıkmasıydı. Bugün de temel eksiklik buradadır ve Kürt halkına karşı geliştirilen inkarcı şovenist politikalara durmakla ilk adımın atılması başarılması gereken görev de budur. Bu görev başarılmadan ne Türk halkı ne Kürt halkı ne de diğer bölge halkları gün yüzü görmeyecektir.
Hiç bir halkın kendisine dayatılan onursuzluğa razı olmayacağını görmek için allame cihan olmaya gerek yoktur. Yüzyıldır ulusal demokratik hakları için binlerce can vererek mücadele eden Kürt halkı da bu planı kabul etmedi, etmiyor.
Kürt halkının emperyalist baskıya, bölge gerici faşist devletlerinin saldırılarına rağmen demokratik hakları için gösterdiği direniş insanlığın yüz akıdır. Bu direniş, Kürtlerin reel politik durum içinde geliştirdiği politik diplomatik girişimlerini “emperyalizmin hizmetine girmek” olarak çarpıtan, dolaylı yoldan ABD, Türkiye ve İsrail’in Kürtlere karşı saldırılarına destek sunanların da kirli yüzlerinin ifşa etmiştir.
Türk halkı başta olmak üzere, bölge halkları, işçiler, emekçiler şimdi gerçek bir sınavla karşı karşıyadır. Ya Türkiye ve Suriye’de emperyalist ABD’nin ve karakolu İsrail’in çıkarları ile uyumlu dinci faşist iktidarlara karşı Kürt halkı ile birlikte mücadeleyi büyütmek ya da azgın sömürü koşullarda onursuz bir yaşam. Ya barbarlık ya onurlu bir mücadele. Ya kin, kan dolu bir ülke ya barış, eşitlik.
Biz Türk halkını, Türk işçi ve emekçilerini, laiklik, hak-hukuk-adalet isteyen herkesi Kürt kardeşleri ile birlik olmaya, oy verdikleri partileri de Kürt halkının haklarını savunmaları için baskı yapmaya çağırıyoruz. Kürt halkı özgür olmadan Türk halkı özgür olamayacak. Eşitlik sağlanmadan barış, adalet tesis edilemeyecek.
Biz Kürt halkının, Rojava’daki onur ve özgürlük direnişini selamlıyoruz.
Türkiye Komünistlerinin Platformu
Haber Merkezi














