Heyet Tahrir Şam’a (HTŞ) bağlı ve Türkiye destekli paramiliter grupların, 6 Ocak’ta Halep’te Kürtlerin yaşadığı Şêxmeqsûd ve Eşrefiyê mahallelerine dönük gerçekleştirdiği saldırı ve katliamlar kısa sürede Rojava’nın birçok bölgesine yayıldı. Hesekê kırsalındaki Şedadê’de bulunan cezaevine saldırılarak birçok DAİŞ’linin serbest bırakıldığı saldırılara karşı Özgürlük İçin Hukukçular Derneği (ÖHD), uluslararası kurumları göreve çağırdı.
Sivil yerleşim yerlerinin sistematik biçimde hedef alındığını, yaşam alanları ve temel altyapının vurulduğunu belirten ÖHD, Birleşmiş Milletler, İnsan Hakları Komitesi ile İşkenceye Karşı Komite ile Avrupa Konseyi İnsan Hakları Komiserliği’ne açık mektup ve e-posta göndererek, saldırıların savaş suçu kapsamında değerlendirilmesini istedi. Konuya ilişkin konuşan ÖHD Eş Genel Başkanı Ekin Yeter, Rojava’da yürütülen sürecin dört parça Kürdistan’daki Kürtlere karşı sürdürülen topyekun savaş konseptinden bağımsız olmadığını belirterek, uluslararası mekanizmaların sessizliğinin suça ortaklık anlamına geldiğini söyledi.
TOPYEKUN SAVAŞA ÇEKME GİRİŞİMİ
Kürtlere dönük başlatılan savaşın sadece Rojava ile sınırlı olmadığına dikkati çeken Ekin Yeter,”Rojava’ya dair süreç dört parça Kürdistan’da yürütülen politikalardan farklı değil. Şu anda bir bütün olarak Kürtleri topyekun bir savaşa çekme girişimiyle karşı karşıyayız. Rojava’da geliştirilen süreç, tıpkı Türkiye’de yürütülen Barış ve Demokratik Toplum Süreci gibi demokratik bir entegrasyon süreciydi. Geçtiğimiz yıl 10 Mart Mutabakatı gerçekleştirildi. Bu mutabakatta da Kürtlerin yasal haklarının tanınması, demokratik bir anayasa yani yasal güvencelerle birlikte Rojava’daki Özerk Yönetim’in hem askeri hem de siyasi birçok noktada Suriye’deki demokratik cumhuriyet ile entegrasyonunun koşulları oluşturulacaktı” diye belirtti.
QSD ve HTŞ arasında imzalanan 10 Mart Mutabakatı’na HTŞ’nin uymadığını dile getiren Ekin Yeter, “Bu noktada bakıldığında Suriye yönetiminin imzaladığı maddelere uygun bir tavır sergilemediğini görüyoruz. Çünkü bu mutabakatta Kürtlerin yasal haklarının ve yasal statüsünün tanınacağı, demokratik bir anayasa ile sadece Kürtlerin değil, birçok halkın demokratik bir zeminde, demokratik entegrasyon paradigmasıyla uyumlu şekilde birlikte yaşama koşullarının oluşturulacağı kararlaştırılmıştı. Ancak bu mutabakata uygun hareket edilmedi. Bugüne kadar Kürtlerin yasal haklarına dair herhangi bir adım atılmadı ve Suriye’nin demokratik bir cumhuriyet örgütlenmesi noktasında herhangi bir adım atılmadı. Tam tersine çetevari yönetim, emperyalist ülkelerle uzlaşı içerisinde Dürzi, Alevi gibi birçok halkı katletti ve daha fazla katliam tehlikesi ortaya çıkardı. Bugün gelinen noktada bu saldırı ve katliamların devamı niteliğinde Kürt halkı da büyük bir katliamla yüz yüze bulunmakta” ifadelerini kullandı.
ULUSLARARASI HUKUK İHLALİ
Ekin Yeter, “Rojava’ya dönük saldırıların açık biçimde uluslararası hukukun ihlali olduğunun altını çizerek, ekledi: “Rojava’daki bu saldırıları hem savaş suçu niteliğinde saldırılar olarak nitelendirmek mümkün hem de evrensel hukuk sözleşmeleri, insan hakları sözleşmeleri ve insanlığa karşı suçlar kapsamında düzenlemelere aykırı olarak değerlendirmek mümkün. Bunun ağır hak ihlalleri oluşturduğunu söylemek mümkün. Kürtlerin yasal statüsü ve demokratik hakları tanınmayarak demokratik müzakere koşulları ortadan kaldırılıyor. Çatışmasızlığın tesis edilmesi, demokratik müzakere koşulları ve eşitler arası bir müzakereyle halkların bir arada yaşama iradesi hedefleniyor. Kürt tarafının bu konularda tıpkı Türkiye’de olduğu gibi Suriye’de de adımlar atmaya çalıştığını görüyoruz. Ancak karşısında emperyalist ülkelerle uzlaşı halinde olan bir yapı var. Eşitler arası müzakerenin tanınmadığı ve demokratik entegrasyon sürecinin yeniden çatışmalı bir ortama sürüklendiği bir süreçle karşı karşıyayız. Hewlêr’deki görüşmede de uluslararası ve garantör ülkeler aracılığıyla Kürtlere eşitler arası müzakereyi tanımayan, koşulsuz ve şartsız dayatmaların yapıldığı bir uluslararası zemin oluşturulduğunu görüyoruz.”
EMPERYAL GÜÇLERİN DESTEĞİ
Halep’te başlayan saldırıların sivil halka dönük ağır ihlaller içerdiğini vurgulayan Ekin Yeter, “Suriye’de hem Dürzi halkına hem Alevi halkına hem de Kürt halkına uygulanan bu katliamların emperyalist güçlerden aldığı destekle gerçekleştirildiğini görüyoruz. Emperyal ülkelerle yapılan görüşmelerden sonra çok kapsamlı saldırılar başladı. Halep’te iki mahalle ile başladı. Orada yaşayan sivil halk zarar gördü, sağlık kuruluşları hedef alındı. Sivil halkın yaşam alanlarına tanklarla, toplarla girildi. Halkın temel ihtiyaçlarını karşılayan alt ve üst yapı büyük ölçüde işlevsiz hale getirildi ve siviller göç zorlandı” dedi.
ULUSLARARASI MEKANİZMALARIN SESSİZLİĞİ
HTŞ ve bağlı çetelerin kaçırdığı kadın ve çocukların akıbetlerinin halen bilinmediğini söyleyen Ekin Yeter, uluslararası güçlerin sessizliğini eleştirdi. Ekin Yeter, “Yürütülen saldırılarda cenazelere dahi saygısızca, işkence ve aşağılayıcı muamelelerin yapıldığına tanıklık ettik. Uluslararası basın ve Rojava’daki Özgür Basın verilerine göre, 300’den fazla kişinin esir alındığı bilgisi var. Bunların arasında kadınlar ve çocuklarda bulunuyor. Özellikle gözaltına alınan ve esir alınanların akıbeti hala meçhul. Uluslararası mekanizmalar bu konuda sessizliğini koruyor” diye belirtti.
ULUSLARARASI KURUMLARA BAŞVURU
Rojava’da yaşanan savaş suçuna karşı ÖHD’nin uluslararası kurumlara yaptığı başvuruya da değinen Ekin Yeter, şöyle devam etti: “Hukuku demokratik bir reformla binlerce yıllık sömürü hukukundan özgürlükçü bir perspektife kavuşturmaya çalışan ve çoğunluğu Kürt hukukçulardan oluşan bir hukuk kurumu olarak bu insanlık ve savaş suçlarına sessiz kalamazdık. Bu nedenle Birleşmiş Milletler’e, İnsan Hakları Komitesi’ne, İşkenceye Karşı Komite’ye ve Avrupa Konseyi İnsan Hakları Komiserliği’ne açık mektuplar gönderdik ve başvurularda bulunduk. Dünya Tabipler Birliği’ne de mektup yazdık. Çok sayıda uluslararası insan hakları kuruluşu ve sivil toplum örgütüne de mektup ve e-postalar gönderdik. Bu saldırılar durmazsa, savaş suçları ve kadın bedenine yönelik bu alçakça saldırılar son bulmazsa, hukuki mücadeleyi daha da büyüteceğiz.
HUKUKÇULARA ÇAĞRI
Çağrımız hukukçularadır. Hiçbir hukukçu bu saldırılar karşısında sessiz kalmamalıdır. Her Kürt hukukçunun bürosu bu insan hakları ihlallerini belgeleyen bir merkez olmalıdır. Sadece Kürt hukukçular değil, Türkiyeli ve Suriyeli hukukçular da bu insanlık suçlarına karşı sessiz kalmamalıdır. Bugün bu saldırılara karşı demokratik hakkını kullanmak isteyen gazeteciler, hukukçular ve yerel yöneticiler gözaltına alınıyor. En temel anayasal ve Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi ile güvence altına alınmış protesto hakkı engelleniyor. Ağır müdahaleler söz konusu. Savaş suçlarının tespiti, sivillerin korunması, Rojava’daki saldırıların durdurulması ve uluslararası mekanizmaların ses çıkarması temel taleplerimizdir. Aynı zamanda Türkiye ve Suriye’de demokratik haklara dönük bu ağır müdahalelerin de derhal durdurulmasını talep ediyoruz.”
MA / Zeynep Durgut













