Mustafa Suphi Vakfı tarafından yayınlanan Politika Gazetesi’nin 97.sayısı çıktı. TKP’nin 7. Kongresi üzerine yapılan değerlendirmelere yer verilen yeni sayıda ayrıca Kürt sorunu etrafında yürütülen “süreç”, emperyalist savaş konuları ele alınıyor.
Türkiye Komünist Partisi’nin “Nerede kalmıştık?” başlığı ile yaptığı 7. Kongre duyurusunu manşete alan Politika Gazetesi, başyazısında da “ONBEŞLER Bizimle” başlığı altında da 28/29 Ocak 1921’de Trabzon açıklarında Ankara Hükümeti tarafından katledilen TKP’nin kurucu önderleri Mustafa Suphi ve yoldaşları anılıyor.
Politika Gazetesinin bu sayısında ağırlıklı olarak TKP’nin 7. Kongresi ile yapılan açıklamalar ve Kongre üzerine yapılan değerlendirmelere yer veriliyor.
“Nerede Kalmıştık?” başlıklı Kongre duyurusu, Türkiye Komünist Partisi Merkez Komitesi Sekreterliği imzalı “TKP 7. Kongresi’nin güncel gelişmeler ve Süreç ile ilgili Tezleri” ve “TKP 7. Kongresinin Tarihsel Anlamı Üzerine Tezler” belgelerine yer veriliyor. Belgelerde, TKP tarihini, özellikle “likidasyon” süreci olarak adlandırılan 6. Kongre’de alınan TKP’nin feshi kararının yarattığı sonuçlarıyla birlikte ortadan kaldırılması bakımından 7. Kongre’nin tarihsel ve güncel önemi detaylı bir şekilde ele alınmaktadır.
Kongre duyurusunda, 7. Kongre’nin, TKP’nin fesih kararını iptal ettiği, TKP 1983 Programının temel yönelimlerini koruyan yenilenmiş Programını, Tüzüğünü onayladığı açıklanıyor. Ayrıca Merkez Komitesi Plenumunda TKP MK Politik Bürosu, MK PB Sekretaryası ve tüzüğün belirttiği diğer kurullar belirlendiği ve TKP Genel Sekreterliğine Hasan Yılmaz’ın getirildiği belirtiliyor. Duyuru’da “şu anda TKP dışındaki birkaç grupta yer alan komünistler, TKP’nin ‘doğal üyeleridir’ ve parti saflarında yer alma kararı verdikleri gün parti örgütlerinin kapıları tüzüğün üyelik maddeleri ve program temelinde, bu yoldaşlarımıza açıktır. Aksi durumda sözü edilen gruplar ‘anti-parti fraksiyonist’ konumlara sürüklenecek, likidasyona son verme amaçlarından uzaklaşacaklardır” denilmektedir.
“TKP 7. Kongresi’nin güncel gelişmeler ve Süreç ile ilgili Tezleri”nde ise, Bölgedeki değişiklikler sonucunda Türk devleti ve AKP iktidarı dış politik stratejisini ABD ve NATO’dan yana kesinleştirdiği ve bu durumun stratejik açıdan Türk devletinin Azerbaycan’la bir¬likte İran’a karşı savaşa girme ihtimalini arttırdığı ifade ediliyor. Gündemde olan İran’a emperyalist müdahale öncesinde Türkiye’nin PKK ile belli sınırlar çerçevesinde uzlaşarak Kürt Sorunu’nun devre dışı bırakılması planı doğrultusunda yeni sürecin başlatıldığı ileri sürülmektedir. Duyuru’da, TKP’nin, bölgedeki stratejik değişiklikler ve bu değişiklikler temelinde üçüncü dünya savaşının yeni aşamasına Türkiye’nin adım adım İran’a karşı savaşa sürüklenerek tırmanacağı öngörüsüne dayanarak PKK Önderi Abdullah Öcalan’ın “barış ve demokratik toplum sürecinde” aldığı inisiyatifi ve DEM Parti’nin TBMM Komisyonundaki tutumunu desteklediği açıklanmaktadır.
“TKP 7. Kongresinin Tarihsel Anlamı Üzerine” başlıklı Merkez Komitesi Sekreterliği’nin açıklamasında ise, 7. Kongre “İ. Bilen önderliğinde 1973 yılında başlatılan Atılım sürecinin devamı ve yeni bir Atılım sürecinin eşiği” olarak tanımlanmaktadır. Açıklamada, 7. Kongre’nin Vedat Nedim Tör, Şevket Süreyya Aydemir gibi partiye ihanet ederek, Türk devletine ve Kemalist burjuvazi¬ye teslim olanlar, ajan ve provokatörler dışında, yasal TBKP’nin kapatıldığı güne kadar var olan tüm eski TKP üyelerini, TKP’nin “doğal üyeleri” olarak ilan ederek, partinin kapılarını bunlara açtığı belirtilmektedir.
Açıklamada, likidasyon sürecinin doğmasına neden tarihsel gelişmeler ele alınarak analiz edilmektedir. 12 Eylül Darbesi ve SSCB’de Gorbaçov çizgisinin doğru temelde ele alınamamış olmasının yarattığı ideolojik ve politik sorunların örgütsel olarak likidasyon sürecine götürdüğü tespiti yapılan açıklamada, TKP-TİP birliğinin hem TKP’ye hem TİP’e büyük zarar verdiği belirtilmektedir. Açıklamada “TKP-TİP birlik süreci kökten yanlış yönetilmişti ve likidasyon sürecine ortam hazırlayan en önemli faktörlerden biriydi. Likidasyon TKP-TİP birliğinin sonucu değil uygulanan yöntemin sonucudur” denilmektedir. Açıklamada şu tespite yer veriliyor: “TKP’nin 7. Kongresi gerek Türk-Sovyet ilişkilerinin prizmasından geçerek yaptığımız yanlışların özeleştirisiyle, gerek programatik çizgimizdeki çelişkileri gidermesiyle, ve liki¬dasyon sürecine son vererek partiyi yeni Atı¬lım sürecinin eşiğine getirmesiyle görevlerini yerine getirmiştir.”
Politika Gazetesin’de TKP’nin 7. Kongresi üzerine başka değerlendirmelere de yer veriliyor. “TKP 7. Kongresi Noktayı Koymuştur” başlıklı yazısında, Nevzat Keçeci, “TKP, çok oportünist, dönek, hain ve ajanın hışmına uğramıştır” diyerek, “7. Kongre’sini gerçekleştiren TKP, yeni atılımlar için yoğun bir çalışma içindeyken, provokasyon girişimi içinde olmayı sürdürenlerin, TKP’nin Leninci sert duvarına toslayacakları kesindir,” belirtmektedir.
TKP’nin 7. Kongresi üzerine bir değerlendirme de TKP Politbüro eski üyesi Veysi Sarısözen tarafından yapılmaktadır. Sarısözen, Antakya’da lise çağında TKP ile tanıştığını belirttiği yazısında o dönemin önde gelen komünistlerini anarak şunları yazmaktadır: “şte TKP’nin 7. Kongresi haberini aldığım zaman ruh halimin öyküsü böyledir. 7. Kongrede çocukluktan ilk gençliğe ayak bastığım yıllardaki hayalimin neredeyse yok olduğunu sandığım bir esnada 7. Kongre haberi¬ni sevinçle karşılamam bu nedenledir.”
Gazetede ayrıca TKP MK’nin, Ekim Devrimi’nin yıldönümü vesilesiyle yayımladığı Büyük Sosyalist Ekim Devrimi 108’inci Yıldönümünde Yaşıyor başlıklı açıklamasına ve asgari ücret ile ilgili “İşçiler, Emekçiler; Asgari Ücret Komedisine Karşı Örgütlenin, Ayağa Kalkın!” çağrısına yer verilmektedir. Ayrıca İlerici Gençler Derneği’nin 50. Yılı vesilesiyle “Gözbebeğimiz İGD’nin 50. Yaşını Selamlıyoruz!” başlıklı MK açıklamasına yer verilmektedir. 50. Yıl vesilesiyle Mustafa Suphi Vakfı tarafından etkinlik haberinde ise, etkinlikte yapılan konuşmalar yer verilmektedir.
Politika Gazetesi’nde 7. Kongre dışında güncel siyasal gelişmeler üzerine yapılan değerlendirmelere de yer verilmektedir.
“Hareketli ve Zorlu Bir Yıla Merhaba Derken…Canalıcı Bazı Konular” başlıklı yazısında Kemal Atakan, Türkiye Komünistlerinin Platformu’nun kuruluşunu, TKP 7. Kongresinin gerçekleştirildiğinin duyurulması ve kırk yıldır süren bir savaşın son¬lanması ve Kürt ulusal sorununun çözümü ile ilgili kimi ileri adımların atılabileceği ve kazanımlar elde edilebileceği bir ortam söz konusu olmasına dikkat çekerek, her iki gelişmenin de pozitif olarak değerlendirilmesi gerektiğini vurgulamaktadır. Yazıda ayrıca A. Öcalan tarafından tartışmaya açılan “demokratik sosyalizm” ile ilgili de “emek-sermaye çelişkisi, sınıf savaşımı konusunda farklı dü¬şünüyoruz ve gerek demokratik halk devri¬minin, gerekse sosyalist devrimin tabiri caiz ise çiçek uzatarak gerçekleşmeyeceği ve korunamayacağı görüşündeyiz. Ancak Sov¬yetler Birliği ve Dünya Sosyalist Sisteminin olmadığı bir dünyada Ulusal Kurtuluş hare¬ketlerinin karakterinin değiştiği, kapitalist olmayan kalkınma yolu modelinin önünün tıkandığı görüşlerine katılıyoruz” denilmektedir.
Halit Erdem ise, 10 Eylül 2025’te kurulduğu açıklanan Türkiye Komünistlerinin Platformu üzerine değerlendirmelerde bulunmaktadır. “Programatik, Politik ve Örgütsel Açılımlar Üzerine Kimi Düşünceler” başlıklı yazısında Erdem, TKP 1. Kongresi’nde kabul edilen Programdaki Devletin yönetim biçimi ile önermelerin temelinde yatan Şuralar Cumhuriyeti anlayışının, bugünkü süreç açısından önemine dikkat çekmektedir. Erdem, “TKP’nin birinci programı 1920’lerde Türkiye’nin de dahil olduğu şark memleketlerinin somut şartlarını; siyasal durumunu, sosyolojik bileşimlerini ve ekonomisini göz önün¬de bulundurarak hazırlanmış özgün bir programdır. Bugün güncel verilerle des¬teklenerek yeniden önem kazanmasının anlamı ve gereği bu özelliğinden ileri gelmektedir” demektedir. Hamit Erdem, “Barış ve Demokratik Toplum”un inşası sürecinin de başarılı olmasının, daha önce Halkların Demokratik Kongresi ile gündeme gelen meclis örgütlenmesinin yeniden örülmesi ile sağlanacağına işaret etmektedir.
“Süreç ve Komünistler” başlıklı yazıda ise Armağan Barışgül, “Barış ve Demokratik Toplum süre¬cinin başarıya ulaşması Kürt halkının mücadelesine ve onunla omuz omuza duran Türkiye demokratik güçlerine bağ¬lıdır. Ülkeye barış, demokrasi, özgürlük ve eşitlik ancak ve ancak bu değerlerden yana olan geniş güçlerin birleşik gücüyle elde edilebilir” demektedir. Barışgül, “Uzun zamandan beri parça parça bir yerlerde duran ve yüreği hasretle yanan komünistler “Türkiye Komünistlerinin Platformu”nun bayrağı altında toplana¬rak tek yürek-tek bilek olmalıdır” çağrısı yapmaktadır.
Politika Gazetesinde, “süreç” ile ilgili olarak, TKP’nin Kürdistan Yöre Komitesi eski üyesi Ömer Ağın ile yapılan söyleşiye yer veriliyor. Ağın, “Kürt Sorununun çözümü Türkiye’nin ve Ortadoğu’nun demokratik birliğine zemin kazandıracaktır” dediği söyleşide, Kürt sorunun özünün Kürt halkının demokratik haklarından yoksun bırakılmış olduğunun altını çizmektedir. Kürt halkının taleplerinin bütün bölge halklarının talepleri olduğunu, halkların eskisi gibi yönetilmek istenmediği belirten Ağın, bu nedenle İktidarın bu süreci kesme, bitirme imkanının dünden daha az olduğunu belirtmektedir. Ağın, “Kürtlerin ve Türkiye’deki aydınların, demokratik mücadele yürüten işçi sınıfının deneyim¬leri tarihteki birikimleri azımsanamaz. Şimdi bu birikimleri birleştirmek başta Kürt halkı olmak üzere Türkiye’deki köklü sosyalist hareketlerin deneyimlerini birleştirmek ve yeni mücadele kılavuzu yapmak pratik bir görevdir” demektedir.
Süleyman Hacıbektaşoğlu imzalı Süreç, Sınıf ve Demokrasi başlıklı yazıda ise, Türkiye’de “süreç” tartışmalarının refleksif biçimde Kürt ulusal sorunu başlığına sıkıştırıldığına işaret edilerek, “oysa Marksist gelenek bize şunu öğretti; ulusal sorun, hiçbir zaman kendi başına ele alına¬maz; her zaman sınıf ilişkileriyle, devlet biçimiyle ve egemenlik yapısıyla birlikte düşünülür” denilmektedir. Devamında da “bu nedenle mesele, bir kültürel tanınma değil; devletin sınıfsal ve ulusal karakte¬rinin dönüşümü meselesidir” görüşü savunulmaktadır. Hacıbektaşoğlu, süreç ile bağı açısından Türkiye Komünistlerinin Platformu’nun kurulmasının, Türkiye’de komünist hareket uzun ya ulusalcı-devletçi bir “anti-emperyalizm”, ya da sınıfı tali kılan “kimlik merkezli” bir siyaset açmazından kurtulması için bir fırsat olduğuna işaret etmektedir. Hacıbektaşoğlu, ayrıca TKP 7. Kongresi’nin süreç ile ilgili tezleri üzerine de eleştirel değerlendirmeler yapmaktadır.
Politika Gazetesinin bu sayısının bir gündemi de emperyalist savaş. ABD’nin Venezuela’ye karşı gerçekleştirdiği emperyalist müdahale ile devlet başkanı Maduro ve eşinin esir edilmesi ile birkez daha emperyalist savaş gerçekliğine karşı, Venezuela Komünist Partisi’nin açıklaması yanı sıra, Murat Çakır’ın iki bölümlü yazısına yer veriliyor.
VKP’nin açıklamasında, ABD’nin emperyalist müdahalesine karşı çıkmanın “hiçbir koşulda, fiili olarak Cumhuriyet başkanlığını yürütmüş olan Nicolás Maduro’nun otoriter, anti-demok¬ratik, işçi düşmanı ve halk düşmanı hükü¬metinin siyasi savunusu anlamına gelme-mektedir,” denilmektedir. Açıklamada “Mevcut tehlikeli krizin ve emperyalist bir askeri tırmanmanın gerçek tehdidinin çözümü, otoriter rejimin ortadan kaldırılmasında ve anayasal düzenin, demokratik özgürlüklerin yeniden tesis edilmesi ve vatandaşlar ve siyasi örgütler için kapsamlı güvencelerle derhal başkanlık seçimlerinin yapılması yoluyla yeniden sağlanmasında yatmaktadır. Bunu başarmak için, şu anki Ulusal Seçim Konseyi (CNE) yetkililerinin istifa etmesi ve siyasi partilerin – Venezuela Komünist Partisi (PCV) dahil – yasal statülerini geri kazanması gerekmektedir” talep edilmektedir.
Venezüela’ya yapılan emperyalist müdahale ile ilgili Türkiye Komünist Partisi MK’nin açıklamasına yer verilmektedir. TKP MK, yaşananların, Sovyetler Birliği ve Dünya Sosyalist Sisteminin olmadığı koşullarda dünya halklarının ne derece sahipsiz kaldığını gösterdiğini belirterek, yaşanan sürecin “uluslararası terörizm” olarak adlandırarak, “bu durumda Rusya, Hindistan, Çin gibi ABD ile ekonomik ve siyasi rekabet içinde olan devletlere önemli görevler düşüyor” tespiti yapıyor. Açıklamada “Türkiye’nin tüm ilerici, devrimci, barış güçleri, demok¬ratlar, sosyalistler, komünistler ayağa kalkalım, ABD Kon-solosluklarını, Büyükelçiliklerini direniş ve protesto alanına çevirelim” çağrısı yapılmaktadır.
Sürekli Savaş Hâli (I)- Emperyalizmin değişen dünya koşullarını lehine çevirme çabaları üzerine başlıklı yazısında ise, Murat Çakır, Emper¬yalist güçler arasında keskinleşen çıkar çelişkileri nin, dünyanın nükle¬er cehennem hâline gelme ve her türlü canlının insanlık tarihinde şimdiye dek görülmemiş bir kitlesel kırıma maruz kal¬ma tehlikesi ile karşı karşıya bıraktığını vurguluyor. Çakır, Alman emperyalizmi ile ABD emperyalizmi arasındaki ilişkiler bağlamında, liberal söylemin propa¬gandasını yaptığı “silahlanma sanayisiz¬leşmenin panzehridir” iddiasına yoğun¬laşacak ve gerçeklerle uyuşmadığını kanıtlamaya çalışmaktadır.
Murat Çakır, “Dert sadece petrol mü? (II) – Trump yönetiminin “Ulusal Güvenlik Stratejisi” ile başlattığı yeni dönem üzerine” ikinci yazıda ise, liberal propagandanın bir başka çarpıtma açıklaması üzerine durmaktadır. Bu bağlamda ele aldığı Trump’ın Ulusal Güvenlik Stratejisinin hedefleri şu şekilde özetlenmektedir: “Birincisi, ABD emperyalizmi “dünya jandarmalığından” vazgeç¬mektedir. Soğuk Savaş sonrası “dünya jandarmalığının” gerektirdiği aşırı askeri genişleme bir hata olarak görülü¬yor. İkincisi, ekonomik ve jeopolitika bağlamında “Önce Amerika”, yani sanayi politikası, gümrükler, enerji bağımsızlığı ve teknolojik üstünlük dünya lideri olma¬nın temeli olarak görülüyor. Üçüncüsü, batı yarım kürenin kontrolünün “temel, yaşamsal ulusal çıkar” haline getiril-mesidir.”
Politika Gazetesinin yeni sayısında, yakın zaman TÜSTAV’ın Sosyal Tarih Yayınlarınca yayınlanan Mustafa Suphi Toplu yazılar kitabı tanıtılmaktadır. Cemil Aksu tarafından yazılan yazıda, Suphi’nin ve kurucusu olduğu TKP’nin Türkiye’deki komünist hareketin döl yatağı olduğunu belirterek “Toplu Yazılar”ın, Mustafa Suphi’nin düşünsel gelişimini takip etmek bakı¬mından meraklılarına büyük bir olanak tanıdığı kadar, dönemin politik tartış-malarını, zihniyet dünyasını anlamak bakımından da değerlendirileceği ifade edilmektedir.
Politika gazetesinde ayrıca Mehmet Tosun’un “İlk Adım Başarmanın Yarısıdır” yazısına yer verilmektedir. Tosun yazısını “Bizim toprağımızın bilgili-emekçi in¬sanları, mücadeleci halkları çok yara aldı. Düşünceleri bulanıklaştı bazen. Ama doğa ve toplumun itici temel dinamiklerini yad¬sıyarak, doğa ötesi geri dönüşlerin anlık sar¬sıntısından, çıkış yollarını üretmesini de bil¬diler. Umut oldu onlar. Yaralar onların açtığı yolda kabuk bağladı… İlk adım işin yarısıdır. Sağaltır, iyileştirir…” sözleri ile tamamlıyor.
A.Evren Özbaş ise uzun zaman sonra gittiği Amed’deki gözlemlerini paylaştığı “Amed İzlenimlerim” başlıklı yazısı ile gazetede yer almaktadır. Özbaş da yazısını Sur olaylarının yaşandığı süreçteki bir duvar yazısı ile duygularını ve düşünceleri özetliyor: “Bizi toprağa gömebilirsiniz ama tohum olduğumuzu bilmiyorsunuz.”
Politika Gazetesinin yeni sayısını aşağıdaki linkten okuyabilirsiniz:
https://www.politikagazetesi.org/sites/default/files/Politika_Sayi_97.pdf















