Künye   Hakkımızda
18 Ocak 2026, Pazar
Politika Haber
  • GÜNDEM
  • EMEK
  • EKONOMİ
  • DÜNYA
  • KADIN
  • GENÇLİK
Tüm Haberler
Sonuç Bulunamadı
View All Result
Politika Haber
Sonuç Bulunamadı
View All Result
Anasayfa Gündem

‘Ölüye saygı olmadan, barış da adalet de olmaz’

"Barış inşasında ölüye saygı ve adalet" başlığıyla panelde yapılan ölüye saygı ve yas hakkının teslim edilmeden, kalıcı bir barış ve demokrasinin oluşamayacağı vurgulandı.

18 Ocak 2026
‘Ölüye saygı olmadan, barış da adalet de olmaz’
Facebook'ta PaylaşTwitter'da PaylaşWhatsApp'ta Paylaş

Ölüye Saygı ve Adalet İnisiyatifi, “Barış inşasında ölüye saygı ve adalet” başlığıyla İzmir Konak’ta bulunan Selahattin Akçiçek Kültür Merkezi’nde panel düzenledi. “Yas, travma ve dışlanan kimlikler” ve “Mültecilik, hukuk, inanç ve toplumsal hafıza” başlıklı iki oturumdan düzenlenen panelin açılış konuşmalarını ise Ölüye Saygı ve Adalet İnisiyatifi Sekretarya Üyesi Murat Mıhçı ile 10 Ekim Barış Derneği Başkanı İhsak Kocabıyık yaptı.

İnisiyatifin kurulma sürecini anlatan Murat Mıhçı, yüz yıldır kefensiz insanların toprak altında yattığı bu topraklarda böyle bir inisiyatife ihtiyaç olduğunu söyledi.

Moderatörlüğünü Müge Yamanyılmaz’ın yaptığı “Yas, travma ve dışlanan kimlikler” başlıklı ilk oturumda sunum yapan Doktor Zeki Gül, bir toplumda adalet ne kadar yaralıysa toplumun bedeninin de o kadar yaralı olduğunu söyledi. Hekimlerin toplumun kara kutusu olduğunu kaydeden Gül, “Hekimler hastanın ve yakınlarını anlatamadıklarını görürler. EKG çekerken, elektrik işkencesi çekip çekmediğini gözlerinden anlar. Yaşadığımız çatışmalı süreçler ve ölüye saygısızlığın, diyabet ve obeziteyle etkisi yok mu? Yakılan köyler, yok alan hayvancılık, ithal hayvan eti yememize, GDO’lu gıdalar temin edilmesine neden olmadı mı? Bu hastalıklarda tüm bu yaşadığımız travmatik süreçlerin ve yas tutamamamızın rolü var. Stres olunca kalp krizi daha fazla görülmez mi? Yük denince akıl savaş cerrahisinden çalışıyor. Aslında meselenin görülmeyen kısımlarına bakmak lazım. Travmanın, mezarsız bırakılan bedenlerin, yas tutulması önlenen bedenlerin herkese bir etkisi var. Sürekli travmalarla yol alan bir tarihsel gerçekliğimiz var. Barışta mezarda başlar, mezarlar yoksa tanıklık yok, yas yoksa bedenler susuyor. Mezarsızlaşma meselesi ölünün bedeninin yok edilmesi değil, bu devletin uyguladığı çok katmanlı bir şiddet. Yas ritüeli askıya alınarak toplum bekleme durumunda tutuluyor. Bu aynı zamanda bir cezalandırma süreci” diye konuştu.

‘TRAVMA VE YAS GELECEK KUŞAKLARA DA AKTARILIR’

Gözaltında kaybetme ve toplu mezarların açılmamasının istisna değil süreklilik gösteren bir yönetim tekniği olduğunu belirten Gül, “Ölüm ilan edilemezse yas ilan edilemez. Barışa giden yolda ezberleri bozan yerden konuşmak lazım. Hiç ummadığımız yerde benzerliklerimiz olabilir. Sadece gerilla cenazelerinde değil, ölüm ilanı izin verilmeden açıklanamayan sözleşmeli erlerin durumunu da konuşmamız gerekiyor. Bunun için toplumsal yastan da bahsetmek gerekiyor. Toplum barışa hazırlanırken bedenler de iyileşmeye başlıyor. Barış sadece imzalarla gelmez, beynin hafızası ile bedenin hafızasını da duymak gerekir. Beyin ile birlikte her bir hücrenin de hafızası var. Her şeyin hafızasının olduğu yerde toplumun, halkların hafızasının olmaması mümkün mü? Travma ve yas bugünle sınırlı değildir, gelecek kuşaklara da devrolur. Genlerimiz bile yas ve travmalarla dönüşür ve gelecek kuşaklara aktarılır. Her şeye rağmen bu ülkede barış adının sık konulan isimler arasında olması bize umut veriyor” diye konuştu.

MELEK GÖREGENLİ: ÖLÜM, NASIL YAŞADIĞIMIZLA İLİŞKİLİDİR

Ardından konuşan Profesör Melek Göregenli de ölümün tanınmaması ve belli gruplar için ölümün yaşanma halinin farklılaşmasının olağan bir şey olduğunu dile getirdi. Hayat adil olmadıkça ölümle kurulan ilişkinin de adil olmayacağını aktaran Melek Göregenli, “Hayatın bütün alanları belirli hiyerarşiler içinde oluşmuşsa ölümde buradan payını alıyor. Hayatın hiyerarşisi ölümün hiyerarşisinin göstergesidir. Bazı grupların ölümleri dünyanın her yerinde diğer ölümlerden aşağıdadır. Sınıfsal eşitsizlikleri bu konular konuşurken görmezden geliyoruz. Ama eğer yoksulsanız dünyada yeriniz en alttadır ve ölünce de en altta olur. 2016 darbe girişimi sonrasında işkencede öldürülen bir öğretmen vardı. Onun namazını kılacak imam bulunamadı. Ölülere yapılan muamele bireysel bir nefret değildir. Bireyin ait olduğu gruba dair bir şeydir ve ideolojiktir. Ölünün tekil olarak ait olduğu grubu mesaj vermek için yapılan bir şeydir. ‘Cenaze namazınızı kılacak imam yok’ mesajı bu toplumda yeriniz bir mesajdır. Ölümle kurulan ilişki bu nedenle hayata dair bir ilişkidir. Kürt cenazelerinin araçların arkasında sürüklendiğini gördük. Devlet tarafından kaybedilenlerin bedenlerine ulaşılamamasını gördük. Devlet işkencelerini gizlemek gereği duymaz, çünkü işkence hizaya getirme mesajıdır. İşkencede ölenlerin bedenlerinin yakınlarına verilmemesinin nedeni de budur. Toplum hiyerarşisinde nerede yer alıyorsanız, mezarınız o kadar görünmezdir. Toplumdaki yeriniz mezarlıktaki yerinizi de belirler. Ölümlerimiz için adalet, tanınma istiyorsak bunu tek bir şekilde elde edebiliriz. Hayattayken bunu alabilirsek, ölümden sonra da alabiliriz. Bir arada olmak, yalnız olmamanın ötesinde bugüne dair bir eşitlik ve adalet talebi için ilham olması lazım” ifadelerini kullandı.

TAR: ÖLÜM MÜCADELE ALANINA DÖNÜŞÜYOR

Barışı inşa ederken ölüler üzerine konuşma ihtiyacı duymanın tesadüf olmadığını belirten gazeteci Yıldız Tar, “Ölüm nasıl yaşadığımızın aynadaki yansımasıdır. LGBTİ+’lar açısından bunu açıkça görüyoruz. Hayatı boyunca sistemin dışına itildiğinizde, öldüğünüz zaman da bedenininiz kıymeti kalmıyor. Oysa ki bizi toplum yapan, insanları hayvanlardan ayıran temel meselelerden birisi ölülerimizle ne yaptığımız meselesidir. Ölülerimizi ortadan bırakmadığımız ölçüde toplum oluyoruz. İçinde yaşadığımız bu toplamın karşısına koyduğu barbarlıktan farkı buydu. Ancak yaşarken haklarına ulaşması engellenen kesimlere ölünce yaşatılanlar, medeniyetin barbarlık kısmını başlatıyor. Öldükten sonra bedene ne yapıldığı yaşarken ‘Sana ne yapacağım’ demektir. Öldürdükten sonra bebene işkence yapınca onun hikayesini elinden alıyor ve sadece beden parçası olduğunu öne sürüyor. Ekin Wan ve Taybet İnan’a yapılanlar bunlardı. Savaşın yarattığı ölüler üzerine saldırma, toplumda bir kesimi iyice değersiz hissettirme amacı taşıyor. Translar öldüğünde ‘Acaba ailesi sahip çıkacak mı’ diye düşünüyoruz. Aile sahip çıkmayınca kimsesizler mezarlığına gömülüyor. Ankara’da ölen ya da öldürülen trans kadın Esra’da da böyle oldu. Esra daha 13 yaşındayken aile evlatlıktan reddetmiş ve sokağa atmış. Aileden tek bir şey istedik. ‘Gelin imzayı atın, biz gömeceğiz’ dedik. Bunu yaptırabilmek için para teklif etmek zorunda kaldık. En çarpıcı örnek buydu. Bizim bir başka talebimiz ise yakın olarak saygı görmek istiyoruz. Bu hak tanınmadığında ölüm de bir mücadele alanına dönüşüyor. Cenazelerde bırakın o acıyı yaşamayı, her an bir şey olacak diye tetikte oluyoruz” şeklinde konuştu.

BURCU ÇELİK ÖZKAN: KADINLAR YASI SOKAKLARA TAŞIDI

Oturumda son olarak konuşan Avukat Burcu Çelik Özkan ise kimin ardından yas tutulmasına izin verildiğinin, kimin mezarsız bırakılabileceğinin ve kimin cenazesinin teşhir edebileceğinin yas hiyerarşisi, etnik kimlik ve toplumsal cinsiyetle alakalı olduğunu dile getirdi. Kadın bedenlerinin savaşın hem doğrudan hem de dolaylı hedefi olduğunu vurgulayan Burcu Çelik Özkan, “Bu şiddetin ölümden sonra devam ettiğine tanıklık ettik. Mezarlara yapılan saldırıların, cenazelerin kargo kutularında ailelere teslim edilmesinin en büyük muhatabı yine kadınlardır. Kadınlar için yas sessizce yaşanması beklenen bir keder olmaktan çıktı. Kadınlar, barış anneleri ve Cumartesi Anneleri olduğu gibi yası artık sokakta, mahkeme salonunda, kamuoyunun gözü önünde yaşanan politik bir mücadeleye dönüştürdü. Yas artık adaletsizliğe karşı yürütülen kolektif bir mücadele. Bir toplumun yasını tutmasına izin vermezseniz, topluluğun tarihsel hakikati ve geleceği de elinden alırsınız. Kadınların yas mücadelesi aynı zamanda karşı hafıza mücadelesi olarak tanımlanabilir. Bu mücadele, militarizm, eril yasa ve ayrımcı tüm politikalara karşı veriliyor. Gerçek bir barış, öteki kimliklerin, kadınların gasp edilen yas tutma hakkının iade edilmeyişle yakından bağlantılı. Kadınlar olarak talebimiz faillerin kağıt üzerinde yargılanması değil hafıza mücadelesinin tanınmasıdır. Öte yandan toplumun bir kesimi yas tutarken bir kesimi bu yasa sırtını dönüyorsa ortak bir yaşamdan söz etmemiz ne kadar mümkün? Ölüye saygı göstermeden, yas hakkı tanınmadan toplumsal barıştan söz etmek çok zor. Bunun için hafızaların kamusal olarak kabul edilmesi gerekir. Hafızamız bir yük değil, yolumuzu aydınlatan bir pusula. Acımızın değersizleşmesine izin ermeyeceğiz. Adaleti ısrarla talep eden kadınların huzurunda, birbirimizin acısına, yasına saygı duyduğumuzun günlerin yeşereceğini umut ediyoruz” diye konuştu.

KOCABIYIK: YÜZLEŞME OLMALI

Oturumun kapanış konuşmasını yapan 10 Ekim Barış Derneği Başkanı İshak Kocabıyık ise “10 Ekim katliamı patlamalar ile bitmedi, patlamadan sonra yaşananlar bir gösterge oldu. Patlamandan 10 dakika geçmeden birden bire o zamana kadar ortada görünmeyen çevik kuvvet üstümüze gaz attı. Katliamın olduğu yer yürüyerek 15 dakika uzaklıkta hastaneler bölgesi olduğu bir bölge. Ama biz 45 dakika yaralı arkadaşlarımız kanamalarını kendi imkanlarımızla durdurmaya çalıştık. Katliam ve nefret cinayetleri davalarında yargılama süreçleri de tam bir eziyet. Bizi bıktırmak, eziyet etmek, sindirmek gibi niyetleri var. Ama asıl neden o katliamlarda devletin rolünü saklamak ve saptırmaktır. Toplumsal hafızayı oluşturmanın yolu adalet. Adalet mücadelesi demokrasi ve barış mücadelesinden ayrı değil. Unutturmamak için verilen mücadele büyük önem taşıyor. Çünkü yasımız bitmedi. Israrla inatla unutturmamak için çaba içinde olmamız gerekiyor. Yüzleşme ve hakikate ulaşmadan barış ve adalet tesis edilemez. Toplumsal barıştan söz edeceksek katliamları bildiği halde ses çıkarmayan, gözünü kapatanların, sesiz çoğunluğun da yüzleşmesi gerekir. Bu yüzleşme olmadan da toplumsal barışın gerçekleşmesi mümkün değil” diye aktardı.

İZMİR’DE AZINLIK MEZARLIKLARI

“Mültecilik, hukuk, inanç ve toplumsal hafıza” başlıklı ikinci bölümün açılış konuşmasını mimar Talat Ulusoy yaparken, bu oturumda Vezan Karabulut’un moderatörlüğünde, Konak Kent Konseyi Mülteci Meclisi Başkanı Mete Hüsünbeyi, Alevi Bektaşi Federasyonu Başkanı Mustafa Aslan, Profesör Levent Köker ve Profesör Nilgün Toker konuşma yaptı.

Bu oturumda ilk olarak konuşan mimar Talat Ulusoy İzmir’in geçmişine ilişkin şu bilgileri verdi: “Bahribaba denilen yer eskiden Yahudi mezarlığıydı. Onların mezar taşlar, Kız Lisesi ve Milli Kütüphanelerin yapımında kullanıldı. İzmir’in geçmişinde saklı kalan ölümler ve mekanlar vardır. İzmir çok milletli, kültürlü, dilli unutturulmuş bir geçmişe sahiptir. Cumhuriyet tarihi ile birlikte bu geçmiş değerlerin hafızalardan silinmesi sürecini yaşadık. Hafıza mekanlarının yok edilmesiyle oldu. Mezarlar çok önemli hafıza mekanlarıydı. Mezarlarla beraber kişilerin kimliği geçmişe dair ipuçları verirdi. 16 yüzyıl sonlarından itibaren Hristiyan mezarlığı kaldırıp, İslam mezarlığı yapılıyor. 1932’de İzmir’de İslam mezarlarında tahrip başladı. Hristiyan ve Yahudi mezarları vardı. Rum Ortodoksların en önemli şehir mezarı şimdi Alsancak Stadyumu. Hakim İslam millet diğer dinlerin şehir içinde mezarlık kurmasına izin vermiyordu. 1922 İzmir yangınından önce Hristiyan erkekler toplama kamplarına sürülür, kadın ve çocuklar ise 4 gün süren yangında yanarak ölür, kaçabilenler ise limana itilir. Kordon boyu ve liman insan doludur. Şu an fuar alanı olan yerde ölen, denize düşerek boğulanların öldüğü, sulu ve toprak olan iki mezarlığın bulunduğu bir kentteyiz.”

HÜSÜNBEYİ: MÜLTECİLER, YAKINLARININ ÖLDÜĞÜNÜ BİLE ÖĞRENEMİYOR

Konak Kent Konseyi Mülteci Meclisi Başkanı Mete Hüsünbeyi, Avrupa’ya geçmek isterken onlarca mültecinin yaşamını yitirdiğini anımsatarak, “Ölen mülteciler, Doğançay Mezarlığının kimsesizler bölümüne defnedildi. Göçte hayatını kaybedenlere dair anıt yapılması söz konusu oldu. Başkanlar buna söz vermesine rağmen bir türlü hayata geçirilemedi. Suriyelilerin gelmesiyle birlikte nefret söylemi, suçu ve linç olayları artmaya başladı. Maalesef bunun karşısında etkili bir tavır örgütlenemedi. Nefret suçu yasalarımızda yer almıyor. Öldürülen mültecilerin katilleri nefret suçundan yargılanmıyor. Mülteci emekçiler yine iş cinayetlerinde yaşamını yitirdi. Mültecilerin de dezavantajlıları var. Kadın ve LGBTİ+’lar bu sorunları yaşıyor. Denizli ve Kayseri’de intihar eden LGBTİ’ler oldu. Teknelerde hayatını kaybedenlerin, yakınları onların öldüğünü bilmiyor. ‘Acaba yakınlarım yaşıyor mu’ diye fotoğraflara bakıyorlar. Gelenek ve göreneklerine göre yaslarını tutamıyorlar” ifadelerini kullandı.

KÖKER: İNSANLAR EŞİT DEĞİL

Profesör Levent Köker, “Öyle bir ülke ve dünya ortamında bulunuyoruz ki hukukta olan kavramların geçerliliği olup olmadığını düşünüyoruz. İnsan haklarıyla ilgili çeşitli kurallar var ama devletler ve uluslararası düzen bunu uygulamakta yetersiz kalıyor. Ölüye saygıyla ilgili uluslararası hukuk kuralları zayıf olduğu gibi devletlerin kendi iç hukuk kuralları da yeterli değil. Tarihe baktığımızda, hak sahibi olmak bakımından bütün insanlar eşit değildir. Mesela antik çağda köleler vardır. Köleler insandır, ama kişi değildir. Daha yakın zamanlara geldiğimizde mesela işçiler vardır, kadınlar vardır, Bunlar kişidir, bazı hakları vardır ama çok önemli başka bazı hakları da yoktur. Çünkü haklar açısından bir ayrım yapılmaktadır. Hala da sorunların hak sahibi olmayan insanları öldürerek çözebileceklerini düşünen liderler ve iktidarlar var” şeklinde konuştu.

ASLAN: ALEVİ MEZARLARI YOK EDİLDİ

Alevi Bektaşi Federasyonu Başkanı Mustafa Aslan şöyle konuştu: “Alevilerin yaşadığı acılardan bahsetmemeyi birçok alanda halen yaşıyoruz. Aysel Tuğluk’un annesi Hatun anne, hem Kürt hem de Aleviliydi. İki kesime olan nefret birleşerek, onu toprağa gömülmeme nefretine dönüştürdü. Yine Çorum katliamındaki Veli Dede akla gelir. Veli Dede öldürülüp, fırına atılır. Maraş’ta 14 yaşındaki Ali Tıraş, kazana atılıp, kaynatılır. Ölümün dili, kimliği, etnik inancı yoktur. Dersim’de katledilenlerin bir mezar taşı bile yok. Ama ölü bedene bile tahammül olmayan bir kin ve nefretle karşı karşıyayız. Ali Tıraş’ın mezar taşının kırıldığını gördük, yine Madıkmak’ta yaşamını yitiren canlarımızın anıt mezarlarına da aynısı yapıldı. Bugün Suriye’de katliama maruz kalan halk ve inançların, HTŞ gibi düşünmediği için öldürüldüğünü bilmemiz lazım. İnkar, yok saymayı değiştirememişse, ölürken hıncını alma anlayışı ile karşı karşıyayız. Alevilikte ölüm kutsaldır, ölüler hiçbir zaman unutulmaz, her yıl tekrar anılır. Kin ve nefretin getirmiş olduğu bu zulmün önünde Alevilerin ölülerine bile tahammül edilmiyor. İstanbul’da birçok Bektaşi Mezarlığı yok edilmiş, üzerine apartmanlar dikilmiş. İktidar partisinin İstanbul il binası Alevi Mezarlığı üzerine yapıldı. Acılarımızın ortaklığına karşı niye birbirimize seyirci kalıyoruz? Birbirimizin ölüsüne saygı duymayı konuşmamız lazım. Sistemin inkar halini, yaşadığımız acıları her yerde konuşuyoruz. Kendimizle yüzleşemezsek, yaşadığımız coğrafyadaki halklarla barışı nasıl sağlayacağız? Önce biz birbirimizle barışacağız daha sonra yaşadığımız topraklarda egemenlere barışı getirmek zorunda bırakacağız.”

NİLGÜN TOKER: ACILAR HİYERARŞİSİ BARIŞI SAKATLAR

Oturumun son konuşmacısı Profesör Nilgün Toker ise “Ölüye saygı meselesi ölüye saygısızlığın her zaman karşılanabileceği bu coğrafyada sorunlu bir konu. Ölüye saygı tarihte, bir hakikat ve adalet meselesinin en sorunlu ve önemli yerinde bulundu. Toplumsal barış sadece şiddetin sona ermesi değil, farklı toplumsal gruplar arasındaki ilişkilerin, yarılmış ilişkilerin ve yaşanmamış acılarla ilgilidir. Siyasal olarak sadece idare faaliyetinin olduğu yer değil, insanların birbirine görünür oldukları farklı bir dünyadır. Unutma kendiliğinden bir iyileşme süreci yaratmıyor, adaletsizliğin sürekliliğine hizmet ediyor. Tanınmayan acı bireysel değil toplumsal bir travmadır. Tanınma mağduriyetin bilinmesi değil, kamusal olarak bilinmesi ve sorumluluğun üstlenmesidir. Bu süreç adaletle tamamlanabilir. Adalet sadece cezalandırma ile değil onarıcı adalet biçimleriyle düşünülmelidir. Toplumsal barışın en büyük engellerden birisi mağduriyetlerin eşit olarak tanınmamasıdır. Bazı acıların meşru ve yas tutulabilir olurken, diğerlerinin acısı ya ikincil ya kuşkulu ya da sessizliğe mahkum edilmesi barışın ahlaki zeminini sakatlar. Bu hiyerarşi adaletsizliğin sürekliliğini üretir. Tanınmanın bir hak olmaktan çıkarılıp lütfa dönüştürülmesi iyileştirici değil yeni bir bağımlılık ve hiyerarşi üreten bir ilişki şeklini alır. Türkiye’de toplumsal barışın önünde duran en büyük engellerden birisi tanıma meselesini bir hak olarak değil, sadakat ve rejime bağlılık anlayışı olarak işletmesidir. Devlet hangi acıların tanınacağını, hangilerinin tanınmayacağına karar verir. Bu ‘Seçici tanıma biçimi’, etnik, dinsel ve siyasal olarak kodlanan mağduriyetleri kriminalize eder” diye konuştu.

ZEYNEP ALTIOK: HATIRLAMAK POLİTİKTİR

Panelin kapanış konuşmasını yapan Zeynep Altıok ise şöyle konuştu: “Bizim gibi ülkelerde hak savunusu ve adalet arayışı kişisel kavrayışla şekilleniyor. Ülkemiz tarihi tamamı sonuçsuz bırakılmış faili meçhul cinayetlerle, katliamlarla utanç tablosu sunuyor. Tarif edeceğimiz tüm girişimler, taleplerimiz, bu nedenle bir kapanış arayışını değil eşiği temsil ediyor. Hatırlama, acının kime ait olduğunun göstergesidir. Hafıza masum bir alan değildir. Ne hatırladığımız kadar neyi unuttuğumuzda politiktir.”

MA

İlgili Haberler

Ordu Durugöl’de çevre mücadelesi sürüyor
Gündem

Ordu Durugöl’de çevre mücadelesi sürüyor

18 Ocak 2026
Birçok kentte ‘seferberlik’ yürüyüşü gerçekleştirilecek
Gündem

Birçok kentte ‘seferberlik’ yürüyüşü gerçekleştirilecek

18 Ocak 2026
Özerk Yönetim Temsilciliği: QSD varlık ve yokluk savaşı verecek
Gündem

Özerk Yönetim Temsilciliği: QSD varlık ve yokluk savaşı verecek

18 Ocak 2026
34 sivil toplum örgütünden forum: Barış için ortak mücadele şart
Gündem

34 sivil toplum örgütünden forum: Barış için ortak mücadele şart

18 Ocak 2026
Özerk Yönetim, Cizîr Kantonu’nda genel sokağa çıkma yasağı ilan etti
Gündem

Özerk Yönetim, Cizîr Kantonu’nda genel sokağa çıkma yasağı ilan etti

18 Ocak 2026
Kubad Talabani Barrack’a DAİŞ’i Kürtlerin yendiğini hatırlattı
Gündem

Kubad Talabani Barrack’a DAİŞ’i Kürtlerin yendiğini hatırlattı

18 Ocak 2026
Politika'dan Günün Yorumu
Venezuela’dan gelen uyarı
Politika'dan Yorum

Venezuela’dan gelen uyarı

Politika Haber
8 Ocak 2026
Politika'dan Söyleşi
Sendikacı Nebile Irmak: Asgari ücret yoksulluk ücretidir, yoksulluk da kadınlaşıyor
Politika'dan Söyleşi

Sendikacı Nebile Irmak: Asgari ücret yoksulluk ücretidir, yoksulluk da kadınlaşıyor

Politika Haber
18 Aralık 2025

EN SON HABERLER

Ordu Durugöl’de çevre mücadelesi sürüyor

Ordu Durugöl’de çevre mücadelesi sürüyor

18 Ocak 2026
Birçok kentte ‘seferberlik’ yürüyüşü gerçekleştirilecek

Birçok kentte ‘seferberlik’ yürüyüşü gerçekleştirilecek

18 Ocak 2026
Özerk Yönetim Temsilciliği: QSD varlık ve yokluk savaşı verecek

Özerk Yönetim Temsilciliği: QSD varlık ve yokluk savaşı verecek

18 Ocak 2026
34 sivil toplum örgütünden forum: Barış için ortak mücadele şart

34 sivil toplum örgütünden forum: Barış için ortak mücadele şart

18 Ocak 2026
Özerk Yönetim, Cizîr Kantonu’nda genel sokağa çıkma yasağı ilan etti

Özerk Yönetim, Cizîr Kantonu’nda genel sokağa çıkma yasağı ilan etti

18 Ocak 2026
Kubad Talabani Barrack’a DAİŞ’i Kürtlerin yendiğini hatırlattı

Kubad Talabani Barrack’a DAİŞ’i Kürtlerin yendiğini hatırlattı

18 Ocak 2026
QSD: DAİŞ çetelerinin Reqa saldırısı püskürtüldü

QSD: DAİŞ çetelerinin Reqa saldırısı püskürtüldü

18 Ocak 2026
Politika Haber

© Tüm hakları saklıdır
Politika Haber'de yayımlanan yazı, haber, fotoğraf ve videoların her türlü telif hakkı Mustafa Suphi Vakfı'na aittir. İzin alınmadan, kaynak gösterilmeden ve link verilmeden alıntılanamaz.

Bizi Takip Edin

Kurumsal

Künye

Hakkımızda

Çerez Politikası

Gizlilik Politikası

Kullanım Koşulları

Politika Haber, MA ve SPUTNIK abonesidir.

© 2025 Politika Haber - Büyük İnsanlık İçin Politika!

Sonuç Bulunamadı
View All Result
  • Politika’dan Yorum
  • Politika’dan Söyleşi
  • Gündem
  • Emek
  • Ekonomi
  • Dünya
  • Ortadoğu
  • Kadın
  • Gençlik
  • Göçmen
  • Emeklilik
  • Eğitim
  • Doğa
  • Tarih
  • Kültür
  • Sağlık
  • Teknoloji
  • Spor
  • Video Haber
  • Foto-Galeri
  • Tüm Haberler

© 2025 Politika Haber - Büyük İnsanlık İçin Politika!