Ekonomik kriz nedeniyle başlayan ve rejime karşı özgürlük talebine dönüşen protestolarla sarsılan İran, en az 2 bin 615 kişinin katledildiği ve on binlerce kişinin gözaltına alınarak tutuklanmasına rağmen protestoları bastırmakta zorlanıyor. Bütün bastırma yöntemlerine rağmen protestolar devam ederken, ABD ve İsrail’in İran üzerindeki askeri ve siyasi baskısı, rejimi hiç olmadığı kadar çöküşün eşiğine getirdi. Protestoların devam ettiğini ifade eden İranlı Sosyolog Aso Javaheri, ekonomik taleplerle başlayan protestoların, bastırılan taleplere evrildiğini ifade etti. Yaşananları “ayaklanma” olarak niteleyen Aso Javaheri, ülkede internet kesintisinin devam ettiğini belirterek, “İran’ın internet ve telefon hizmetleri kesildi ve insanlar ülke içinden bilgi alamıyor. Bazı görsel bilgiler ve görüntüler Starlink internet bağlantısı aracılığıyla İran dışına ulaşıyordu. İnternetin kesilmesi, İslam Cumhuriyeti’nin halk ayaklanmalarını bastırmak için yaptığı bir şey” ifadelerini kullandı.
‘REJİM MEVCUT DURUMDAN ÇIKIŞ YOLU ARIYOR’
Rejimin, geçmiş protestoları bastırmak için de internet bağlantısının kestiğini ifade eden Aso Javaheri, “İnternetin kesilmesi sadece halka karşı işlenen suçları gizlemek için değil, bence aynı zamanda son günlerine ulaşmış bir devlet içindeki siyasi dönüşümün de işareti. Devlet hem iç hem de dış çıkmazlara saplanmış durumda ve hayatta kalabilmek için mevcut durumdan çıkış yolu arıyor” diye konuştu.
‘HALK REJİMİ İSTEMEDİĞİNİ DUYURDU’
Yeni ayaklanma ile “Jin, jiyan, azadî” ayaklanmasının aynı kökten geldiğini ancak farklı niteliklerinin de bulunduğunu ifade eden Aso Javaheri, “‘Jin, jiyan, azadî’ devrimi sırasında halkın talepleri arasında cinsiyet eşitliği, feminist meseleler, sınıf ve emek talepleri, ulusal baskı ve sosyal haklar yer alıyordu. Ancak mevcut ayaklanma daha açık bir şekilde sınıf temelli hale geldi. Bu haliyle ayaklanmada, cinsiyet temelli veya feminist boyut çok görünür değildir. Ancak bu, taleplerin reddedildiği anlamına gelmiyor. Kadınların da ekonomik, geçim ve yaşamla ilgili talepleri var. Mevcut ayaklanmanın söylemi, bu rejimin artık hiçbir biçimde istenmediği yönünde. Rejimin devrilmesi talebi dile getiriliyor. Özgürlük ve yaşam talebi var; ancak farklı bir biçimde. Bu ayaklanmanın bir diğer ayırt edici özelliği, halkın iki cephede savaşmak zorunda kalmasıdır. Birincisi, İslam Cumhuriyeti devletine karşı, ikincisi ise, Pehlevi ailesi tarafından temsil edilen gerici monarşist güçlere karşıdır” şeklinde konuştu.
EZİLEN HALKLAR PEHLEVİ’Yİ İSTEMİYOR
Özellikle Pehlevi’ye dönük istemin nereden çıktığının anlaşılması gerektiğine vurgu yapan Aso Javaheri, “Ana akım medya büyük ölçüde bu kampın (Pehlevi tarafı) elinde. İran kanallarına ek olarak, geniş kitleler tarafından izlenen Orta Doğu medyası, Avrupa ve ABD medyasında da güçlü lobileri var. Halkın Rıza Pehlevi’nin dönüşünü istediği anlatısını destekliyorlar. Ancak bu doğru değil. En azından, İran’ın ezilen halklarının -Kürtler, Araplar ve Beluclar gibi- Pehlevi’yi istemediğini söyleyebiliriz” diye belirtti.
MEŞHED VURGUSU
Batı Azerbaycan eyaletlerinin “Jin, jiyan, azadî” devrimine katıldığını; ancak son süreçteki protestolarda çok yer almadıklarını kaydeden Aso Javaheri, bundan Azeri halkının devleti desteklediği manasının çıkarılmaması gerektiğini söyledi. Aso Javaheri, “Bu durumun ardında tarihsel ve sınıfsal nedenler olduğu için araştırılması gerekiyor. Benzer şekilde, Meşhed gibi bir şehirdeki ayaklanma, devletin kendi destekçileri arasında bile meşruiyetini kaybettiğini gösteriyor. Meşhed halkının ayaklanması bunun açık bir işaretidir” dedi.
‘ŞİDDET HARİTASI SİYASİ HARİTAYLA ŞEKİLLENDİ’
Pek çok şehir ve kasabanın ayaklanmasının rejimin düşeceği kanısının güçlenmesi aksine durumun böyle olmayacağını söyleyen Aso Javaheri, “Halk ayaklanması zaferi garanti etmez ve devlet onu ezmeyi başarabilir” ifadesini kullandı.
İran’ın karşı karşıya kaldığı ABD ve İsrail’in askeri baskısına işaret eden Aso Javaheri şunları söyledi: “Ancak bu sefer devlet, Kasım Süleymani’nin öldürülmesiyle başlayan ve ardından Ortadoğu’daki bölgesel hegemonyasını domino taşları gibi yavaş yavaş kaybettiği uluslararası bir krizle de karşı karşıya. Süleymani’nin ölümünden sonra Suriye’deki gücü zayıfladı. 7 Ekim 2023 ve 2025’te İsrail ile 12 günlük savaş kritik bir dönüm noktası oldu. İran İslam Cumhuriyeti’nin bölgedeki etkisi büyük ölçüde çöktü. Bu durum nedeniyle, İslam Cumhuriyeti artık iç ayaklanmaları bastırmak için dış desteğe veya bölgesel güce güvenemez. Elleri bağlı ve iç çatışmalarla meşguller. Devlet içindeki bir fraksiyon, eski cumhurbaşkanı Hasan Ruhani gibi isimler tarafından temsil edilerek Batı ülkeleriyle ilişkileri desteklerken, diğer bir fraksiyon buna karşı çıkıyor ve Batı’ya karşı düşmanlık besliyor. Bu iç çatışmalar ayaklanmayı etkileyebilir ve hatta mevcut atmosferi değiştirebilir” dedi.
‘BÜYÜK KATLİAMLAR GERÇEKLEŞTİRİLDİ’
Bu güvenlik odaklı yaklaşımın, tüm güçleri ve kaynakları merkeze yönlendirdiğini belirten Aso Javaheri, şöyle devam etti: “Devlet, tüm gücünü kullanması gerektiğine inandığında, başkent, merkezi şehirler veya çevre bölgeler olması artık önemli değildir. Bugün gördüğümüz görüntüler ve videolar da açıkça gösteriyor ki, devlet Karaj ve Tahran’da büyük çaplı katliamlar gerçekleştirmiş ve askeri silahlar kullanmıştır. Bununla birlikte, şiddet haritasının siyasi haritaya göre şekillendiğini söyleyebiliriz. Ülke dışındaki çoğu insanın -özellikle rejim destekçisi olmayan veya yetkililerin aile üyeleri olmayanların- bu ayaklanmayı büyük bir endişeyle takip ettiğine inanıyorum. Herkes bu sefer ayaklanmanın başarılı olmasını ve rejimin devrim yoluyla çökmesini umuyordu. Bunu tahmin etmek zor, çünkü İran muhalefeti oldukça parçalanmış, bir koalisyon halinde birleşemiyor ve İran içinde güçlü iç bağlantılardan yoksun. Şimdilik, bu hareketin İran’ın tüm halkları için temel demokratik değişiklikler getirmesini dileyerek, ayaklanmaları hem endişeyle hem de umutla izliyoruz.”
Ceylan Şahinli / MA













