Heyet Tahir Şam (HTŞ) ve Türkiye’nin desteklediği paramiliter Suriye Milli Ordusu’nun (SMO) Halep’te Kürtlerin ve Süryanilerin yoğun olarak yaşadığı Eşrefiyê, Şêxmeqsûd ve Beni Zêd mahallelerine yönelik saldırılarında ortaya çıkan görüntüler “savaş suçu” işlendiğini gösteren nitelikte. Aralarında çocuk ve kadınların bulunduğu yaklaşık 300 kişinin katledildiği, en az 271 kişinin kaçırıldığı belirtilen saldırılarda, bir asayiş üyesinin cenazesinin binadan atılmasının görüntüsü bölgede “savaş suçunun” işlendiği güçlü bir kanıtı olarak yerini aldı.
Saldırıları, Türkiye’nin koordine ettiği, vurulacak yerlerin koordinelerini bu güçlerle paylaşarak, İHA ve SİHA’lar desteği verdiği iddia edilirken, İnsan Hakları Derneği (İHD) Eş Genel Başkanı Cihan Aydın, ortaya çıkan görüntülerin saldırılarda “savaş suçunun” işlendiğini gösteren nitelikte olduğunu ifade etti. Düzenlenen saldırıda yaşanan insan hakları ve savaş suçu kapsamında Mezopotamya Ajansı’na (MA) değerlendiren Aydın, “Basına yansıyan ve ağır insan hakları ihlalleri içeren görüntüler, dünyadaki insan hakları kamuoyunu önemli bir göreve davet ediyor. Buna toplu olarak karşı çıkma, insancıl hukuka aykırı fiillerin hukuki mecralara taşınması insan hakları kurumlarını bekleyen bir görev olarak gözüküyor. Ancak dünyadaki konjonktürel yapı maalesef bundan çok uzak görünüyor. Çünkü bu saldırılara göz yumma konusunda uluslararası güçlerin de yer aldığı bazı ipuçları var. Tarafların çözüm aşamasına geldiği bir süreçte böyle bir çatışmanın cereyan etmesi son derece düşündürücü. O yüzden çoklu bir işbirliği ya da göz yumma ile bu işin yürütüldüğü konusunda ciddi parametreler var” ifadelerini kullandı.
‘ESAD’IN DÜŞTÜĞÜ HATAYA DÜŞECEKLER’
Halep’in Eşrefiyê, Şêxmeqsûd ve Beni Zêd mahallelerine ve Kuzey ve Doğru Suriye’ye yönelik savaş politikasının bir an önce sona ermesi gerektiğini ifade eden Aydın, “Çünkü bu hem Türkiye’nin kendi içi barışını tahkim etme hem de Ortadoğu’da halkların birlikte yaşaması için de son derece önemli bir durum. Suriye bunu kendi içerisinde sağlayamazsa Esad’ın düştüğü hataya düşecekler. Bizim bu konudaki temel yaklaşımımız şudur; Suriye halklarının kendi kaderini tayin hakkına herkesin saygı göstermesi. Bu Türkiye için de Amerika için de Fransa ve tüm ulusal ve uluslararası güçler için de geçerli. Bu sağlanmadan, oradaki halkların kendi kaderini tayin ilkesi ile uyumlu çözüm gelişmeden Suriye’de kalıcı barışı sağlamak çok zor gözüküyor” diye konuştu.
‘RAPORLAMAYI PLANLIYORUZ’
Savaşın daha ağır ve trajik sonuçlara yol açma ihtimaline de dikkat çeken Aydın, Halep’te yaşanan insan hakları ihlallerini ve savaş suçlarını raporlamayı planladıklarını söyledi. Aydın, “Koşullar uygun olursa bir heyetle gidip oradaki durumu gözlemle fikrimiz var. Şu an güvenlik sorunu nedeniyle gerçekleştirmek zor gözüküyor; ama ilerleyen dönemde böyle bir ziyaret gerçekleştirmeyi planlıyoruz. Oradaki insan hakları ihlallerini, savaş suçlarını, insancıl hukuka aykırı fiilleri raporlamaya çalışıyoruz” şeklinde konuştu.
TÜRKİYE’NİN SURİYE POLİTİKASI
Mahallerin boşaltılması sonrasında yaşanabilecek saldırılara dair bir mekanizma geliştirilmediğine, sivillerin güvenliğinin sağlanması konusunda denetim sağlanamayacağı yönündeki kaygılarını dile getiren Aydın, “Aslında bu iki mahalleye yönelik geliştirilen saldırı politikası, Suriye’nin demografik yapısını da değiştirmeyi planlayan bir saldırı olarak gözüküyor. Bu Suriye’nin birçok farklı yerinde denendi. Bu da hem bölgesel hem de Suriye’nin kendi iç barışı açısından ciddi krizlere yol açıyor. Türkiye’nin Suriye’de izlediği politikanın Kürt fobisi ya da bölünme fobisi üzerinden inşa edildiği çok açık bir şekilde gözüküyor. Halbuki Kürtler, inatla ve ısrarla demokratik bir toplumda birlikte yaşam iradelerini ortaya koymuş durumda. İktidar, Kürtler yerine tercihini selefi gruplardan yana yapması, Türkiye’de Kürtler ve demokratik kamuoyu açısından büyük bir kırılganlık yaratmış durumda” diye belirtti.
‘KAPI HALÂ AÇIK’
Türkiye’nin saldırıları destekleyen açıklamalarının Barış ve Demokratik Toplum Süreci’ni negatif yönde etkileyeceğini belirten Aydın, şunları dile getirdi: “Çözüm süreçleri çok kırılgan süreçlerdir. Bazen bir açıklama ya da bazen atılan bir adım gelinen tüm aşamayı tuzla buz etme potansiyeli taşır. Özellikle devlet bürokrasisinin söylemlerine son derce dikkat etmesi lazım. Açıklamalar Kürtler açısından infial yaratsa da bunun başka bir politik adımla tamir etme ihtimali de var ve bu kapı hala açık.”
‘TÜRKİYE’NİN ÇÖZÜM MİMARİSİ YOK’
Kürtleri bir yandan İsrail’le işbirliği yapmakla suçlayıp diğer yandan İsrail ile açık bir şekilde anlaşan HTŞ ile işbirliğine girmesinin motivasyon bozucu olduğunu ve süreci negatif etkisinin olacağına dikkat çeken Aydın, Türkiye’nin bir an önce Kürt fobisinden kurtulması gerektiğini belirtti. Aydın devamla şunları kaydetti: “Çözüm sürecine ilişkin en büyük eleştirilerimizden birisi, Türkiye’nin bir çözüm mimarisi olmayışıdır. Bu işi nasıl yapacağına dair bir mimarisi yok. Ortadoğu gibi siyasi olarak son derece hareketli bir coğrafyada bu ertelemeci tavır, süreci zora sokma hatta bozma potansiyeli taşıyor.
SİLAHLARIN, SAVAŞIN KONUŞULDUĞU ORTAMDA BARIŞ OLMAZ
Türkiye’nin Kürt meselesinde bir mimariye ihtiyacı var. Çok zor meseleler aslında çok hızlı bir şekilde çözüldü. Silahların yakılması gibi kimi çözüm süreçlerinin en güç işlerinden birisi olan, dünyadaki çatışma çözüm deneyimlerinde en son yapılan iş başta yapılmıştır. Dolayısıyla bu sürecin doğru şekilde kurgulanması ve başarısı açısından önemli imkanlar sunmasına rağmen devletin bu konuda ayak direyen politikası süreci de zora sokuyor. Ama şunun da farkındayız; çatışma çözüm süreçleri son derece uzun bir zamana yayılıyor. Bu, ertelemeci tavrı tasvip ettiğimiz anlamına da gelmiyor; çünkü her gecikme, her erteleme çok ciddi insani krizlere yol açıyor. Barışın toplumsallaştırılması olarak formülize ettiğimiz meseleye önemli engeller oluşturuyor. Silahların ve savaşın konuştuğu ortamda barışı konuşmak zor.”
MA / Sema Bingöl


















