Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi (DEM Parti), Meclis’e Halep’te sivillere yönelik saldırıların yol açtığı ihlaller ve ortaya çıkan sonuçların yaratacağı bölgesel etkilere dair Meclis’in Genel Görüşme alması için önerge verdi. Önerge, Meclis Genel Kurulu’nda görüşüldü.
Önerge bağlamında söz alan Mûş Milletvekili Sümeyye Boz, Suriye’deki gidişata işaret ederek, bundan sadece Kürtlerin etkilenmeyeceğini söyledi. Halep’teki saldırılara da işaret eden Sümeyye Boz, bu saldırıların imha ve demografiyi değiştirme girişimi olduğunun altını çizdi. Sümeyye Boz, “Onlarca yıldır değişmeyen inkâr ve imha siyasetinin Suriye sahasındaki uygulanma biçimidir. Burada açık bir niyet, bilinçli bir plan ve süreklilik arz eden bir politika vardır. Halep’in Şeyh Maksud, Eşrefiye ve Beni Zeyd mahalleleri rastgele hedef seçilmemiştir elbette. Bu mahalleler Kürtlerin Araplarla, Süryanilerle, farklı inanç ve kimliklerle birlikte halk meclisleri üzerinden kendi kendini yönettiği alanlar yani hedef alınan şey sadece insanlar değil, aynı zamanda Kürtlerin özne olabildiği bir yaşam biçimidir, tahammülsüzlük işte tam da bunadır; Kürtler var olabilir ama yönetemez, Kürtler görünür olabilir ama özne olamaz, Kürtler yaşayabilir ama karar alamazın ifadesidir” dedi.
‘ORTAKLIĞINI BEYAN ETMİŞTİR’
Sümeyye Boz, Kuzey ve Doğu Suriye Özerk Yönetimi ile Şam geçici hükümeti tarafından imzalanan 1 Nisan anlaşmasına dikkat çekerek, “Buna rağmen bu güçler katledilmiş, halk meclisleri dağıtılmış, siviller zorla yerinden edilmiştir. Buna yalnızca bir anlaşmanın ihlali demek yetmez. Burada apaçık, bizzat müzakere fikri, müzakere niyeti saldırı altına alınmış ve hedef alınmıştır. Sahadaki askerî gerçeklikte aslında bunu bir şekilde ifade ediyor bize. Türkiye’ye ait İHA ve SİHA’ların kullanıldığı, operasyonların Süleyman Şah, El-Amşat, El-Hamzat gibi çeteler aracılığıyla yürütüldüğü ve bunları da Türk subaylarının koordine ettiğiyle ilgili bir iddia var, bunlar açıklansın ve araştırılsın diyoruz. Ancak bir taraftan baktığımızda da gizlenecek pek bir şey yok çünkü Türkiye bir şekilde oradaki savaşa taraf olmuştur. 2 küçük mahalle, asayiş güçleri tarafından savunulan mahalleler Türkiye’nin Millî Savunma Bakanlığının ve Dışişleri Bakanlığının ‘Colani isterse onlara destek oluruz.’ Talebiyle âdeta taraflığını, ilişkisini, ortaklığını beyan etmiştir”
‘TÜRKİYE İŞİD İLE BİRLİKTE’
Kürt düşmanlığının gözleri kör ettiğini ifade eden Sümeyye Boz, “O kadar karartmış ki kafa kesen IŞİD artıklarıyla bile birlik olabiliyorsunuz. Burada açık destek, açık yönlendirme ve açık bir vekâlet savaşı var. Bu akıl yalnızca tabii ki sahada değil, propaganda düzeyinde de çalışıyor. Son yıllarda bilinçli bir şekilde dolaşıma sokulan ‘SDG İsrail’le ilişkili’ yalanı işte bunun tam da örneği. Bu yalanın tek bir amacı var: 10 Mart mutabakatını sabote etmek, o mutabakatta SDG’nin silah bırakmasına dair tek bir emare, tek bir işaret yok. Buna rağmen Türkiye kamuoyuna farklı bir metin piyasaya sürüldü, öyle bir metin anlatıldı. Bunlarla birlikte yapılmak istenen şey, bu saldırılara gerekçe üretmek olduğunu hepimiz çok iyi biliyoruz. Oysa gerçek şu: İsrail’le masaya oturan SDG değil, İsrail’le fiilî anlaşmalar yapan, Suriye’nin güneyini İsrail’e teslim eden, HTŞ’yle iş tutanlar ve Kürtleri iş birlikçi olarak yaftalayanlardır” diye konuştu.
KATLİAM YAPANLAR İLE İŞ TUTUYORSUNUZ
Sümeyye Boz, sözlerini şöyle sürdürdü: “Masayı terk eden de deviren de silahları devreye sokan da aynı merkezdir. Şu gencin fotoğrafına iyi bakın istiyorum; işkenceyle öldürüldü, gözleri oyuldu, göğüs kafesi parçalanarak kalbi çıkarıldı. Fotoğrafını göstermeye yüreğim elvermez. Peki, onu kim katletti? Bu işkenceyi, bu vahşi katliamı kim yaptı? Bu ama siz bunlarla, bu vahşi katliamı yapanlarla iş tutmayı tercih ediyorsunuz. Vatanını savunan, mahallesini koruyan Kürtlerle değil, bu cihatçı, IŞİD’ci çete artıklarıyla ortak olmayı tercih ediyorsunuz.”
‘TÜRKİYE TARAF OLARAK HUZURU SAĞLAYAMAZ’
Önerge bağlamında söz alan Yeni Yol Grubu Başkanı Bülent Kaya, bölgedeki istikrarın Türkiye’de yaşayan 87 milyonun istikrar içinde olması anlamına geldiğini ifade etti. Kaya, 10 Mart Mutabakatı ve 1 Nisan antlaşmasına işaret ederek, Türkiye’nin bu antlaşmaların uygulanması için yapıcı bir rol oynaması gerektiğini kaydetti. Kaya, “Türkiye Cumhuriyeti orada ihtilafı olan herkesin rahatlıkla kendi masalarına garantör olsun, güven versin, kolaylaştırsın diye davet ettiği bir ülke konumunda kendisini konumlandırması lazım ki buradaki sürecin, buradaki ateşin söndürülmesine bir katkısı olsun diye. Biz oradaki çatışmaların tarafı olarak ya da birini suçlayıp diğerini destekleyerek oradaki iç huzuru temin edemeyiz” diye belirtti.
KOBANÊ EYLEMLERİNİ HATIRLATTI
Kaya, sözlerini şöyle sürdürdü: “Ama bunu yaparken herhangi bir halkı diğer halka tercih edecek bir izlenim veren, herhangi bir mezhepsel grubu bir başka mezhepsel gruba tercih ettiğimiz izlenimi veren uygulama, söz ve eylemlerden de kaçınmamız gerekir. Türkiye Cumhuriyeti’nin geniş hinterlandı ve tarihsel bağları itibarıyla Suriye’de de Irak’ta da ve coğrafyamızda da tek bir rolü olmalı; o da güven veren, barış getiren ve oradaki insanların ihtilafları için bir hakem olarak başvurduğu bir ülke konumuna kendisini yükseltmelidir. Aksi takdirde, biz oradaki çatışmalardan herhangi birini tercih eden ya da endişelerimizi kamuoyu önünde yüksek sesle dile getiren ülke durumuna düşersek işte o zaman farklı toplumsal algıları beslemiş oluruz. Kobani olaylarında yaşadığımız olay biraz da bu iletişim ve yaklaşım farklılığından kaynaklanmıştır. Onun için benzeri hususları yaşamamak için orada bağımsız bir güç olarak, üçüncü bir göz olarak sahada birini diğerine karşı suçlayan değil, oradaki durumu tespit eden, 10 Mart Mutabakatı’nın ne aşamada olduğunu, kimin uymadığına dair bunları kontrol eden bir ülke durumunda olmamız gerektiğini ifade ediyorum.”
SERT TEPKİ GÖSTERDİ
Söz alan İYİ Parti Grup Başkanvekili Buğra Kavuncu, Türkiye’nin hiçbir ülkenin içişlerine müdahale etmemesi gerektiğini söyledi. Kavuncu, konuşmasının devamında Halep’ten çekilen QSD’nin orada olduğunu ileri sürdü ve topraklarını savunan Kürt gençlerine hakaret etti aynı zamanda İsrail ile ilişki geliştirdiğini ileri sürdü. Bu hakaretler sonrası söz alan DEM Parti Grup Başkanvekili Gülistan Kılıç Koçyiğit, “Şimdi, eğer Suriye’de İsrail’in, kendi deyimleriyle siyonist rejimin bir temsilcisi varsa o da bizzat besledikleri, büyüttükleri mevcut HTŞ rejiminin kendisidir. HTŞ rejimi Paris’te ABD’nin ara buluculuğunda SDG’yle mi anlaşma imzaladı? Hayır, İsrail’le anlaşma imzaladı. Peki, bu ülkede tek bir kişi dedi mi ‘Ey Şara, ey HTŞ, sen nasıl Gazze’de onca insanı katleden siyonist İsrail’le anlaşma imzalarsın?’ diye, tek bir cümle kurdu mu, tek bir söz söylendi mi? Hayır” dedi.
‘TEKÇİLİK DAYATANLAR BÖLÜYOR’
Gülistan Kılıç Koçyiğit, tepkisini şöyle sürdürdü: “Sabah akşam Kürtleri Filistin halkının katliamcısı olan bir yönetimle eşitleyip Kürt’ün katliamını meşrulaştırmaya çalışan bir anlayış var. Suriye’nin toprak bütünlüğünden yana mısınız? Golan Tepeleri’ne dikilen bayraklara bakın. Suriye’nin toprak bütünlüğünden yana mısınız? Suriye’nin güneyinde ne olduğuna dönüp bakın. Kürtlerin bin yıllardır yaşadığı kendi topraklarında var olma, diliyle, kültürüyle yaşama meselesi Suriye’nin toprağını bölmez. Suriye’nin toprağını bölen buradan Suriye’ye tekçilik ihraç etmektir, tekçilik! Tekçilik! Bunu görün artık. Suriye çoğulcu bir toplum ve bu çoğulculuğa uygun bir rejim inşa ettiğinde ayakta kalır. Orada Kürt’e sıkılan her kurşun da burada bize sıkılmıştır, herkes de sözünü böyle tartıp kursun. Bu kadar!
TÜRKİYE CANLI YAYINDA ASKERLERİ YAKANLARIN YANINDA
Şimdi, HTŞ’nin bünyesinde 17 tane yapı var. Alevilere yönelik katliamda rolleri olduğu gerekçesiyle yine birçok ülke tarafından terörist listesine alındılar. Şimdi, meşru diye görüyorsunuz ya hâlihazırda birçok yapının üzerinde ‘terörist’ diye üzerine ödül konulup aranan Şara değil miydi? HTŞ terörizm listesinde değil miydi? Şimdi, Kürtler ne yaparlarsa yapsınlar her zaman yaşamlarını, haklarını, dillerini korudukları için teröristler ama dünün kafa kesenleri, bu ülkenin askerini canlı yayında yakanları, kadınları, kızları kaçırıp köle pazarında satanlar bugün meşru devlet oldular; orada 12 bin gencini toprağa verip toprağını, yaşamını koruyan…her şeyi, kendi toprağını savunan ve IŞİD’i, geçilmez IŞİD’i yenen, insanlığı IŞİD belasından kurtaran, IŞİD’i ilk yenilgiye uğratan Kürtler, onurlu halkımız da terörist olacak öyle mi? Yok öyle bir dünya, yok öyle bird ünya. Kürtler buranın, bu coğrafyanın en kadim halkıdır. Dili için, kültürü için burada da Suriye’de de Irak’ta da İran’da da mücadele ediyor, edecek ve her yeri demokratikleştirecek güç de Kürtlerdir.”
‘KÜRTLERİ KARDEŞ GİBİ GÖRMÜYORSUNUZ’
Ardından söz alan CHP Milletvekili Sezgin Tanrıkulu, “Bakın, yanı başımızda Haymana var, Haymanaya gidelim, orada yüzyıl önce gitmiş Kürt’e soralım. Halep’te bir yer boşaldığı zaman onun içi boşalıyor. Cihanbeyli’de, Kulu’da, Konya’da insanların gerçekten içi eksiliyor. Çiğli’de, Karabağlar’da aynı duygu yaşanıyor. Sultanbeyli’de, Bağcılar’da, Esenyurt’ta aynı duygu yaşanıyor. Bakın, mesele bir ortak duygu meselesidir; bunu anlayamadınız.
Mesele orada, sınır ötesinde yaşanan bir dış politika meselesi değil, böyle bakmayalım. Bakın, Suriye’de, Suriye halklarına karşı Kürtlere, Araplara, Türkmenlere, Süryanilere, Ezidilere, tümüne, Gürcülere karşı yaşanan her şey buradaki arkadaşlarımızın, dostlarımızın, halklarımızın ortak duygusudur; böyle bakmanız lazım. Suriye’de yaşanan her şey Türkiye’de siyasi görüşü ne olursun, AK PARTİ’li, MHP’li, İYİ Partili Kürt’ün kalbini kırıyor, vicdanlı yurttaşlarımızın kalbini kırıyor, böyle görün, böyle anlamalısınız ama bu duyguyu maalesef biz ortaklaştıramadık. Oradaki yurttaşlarımızı, yurttaşlarımızın kardeşlerini, Kürtleri kardeş gibi görmüyorsunuz, üvey kardeş olarak görüyorsunuz. O nedenle, bugün bu politikalara destek veriyorsunuz ve yürütüyorsunuz” dedi.
MA













