Artı Gerçek sitesinin kurucularından olan Ahmet Nesin, bugün yayınlanan yazısıyla Artı Gerçek ve +Gerçek TV ailesinden ayrılacağını açıkladı. Daha önce de birkaç kez bu kararı aldığını ama her defasında vazgeçtiğini yazan Nesin, ayrılık nedenini demokrasi anlayışının diğerlerinden farklı olmasını gösterdi. Bilindiği gibi bir süre önce sitenin yayın yönetmenliği konumuna Ergun Babahan getirilmişti. Nesin, ”Ben demokrasinin çok geniş kapsamlı bir şey olduğuna inanmıyorum, ben herkesin kendi düşüncesini serbestçe söylemesinin demokrasi olduğuna inanmıyorum” diye yazdı.
Yandaş medya karşısında muhalif yayın yapan site ve kanallarda ardı ardına istifalar, ayrılıklar ve yeni birleşmeler olmaya devam ediyor. Bir süre önce Gazete Duvar’da yaşanan tartışmalar bir çok yazar ve gazetecinin istifası ile sonuçlanmıştı. Başta Ali Duran Topuz olmak üzere, sitenin en çok takip edilen yazarları başka mecralara geçtiler. Sitenin başına getirilen Hakan Aksay da bir ay sonra istifa etti.
Nesin’in istifasını açıkladığı yazısında dikkat çeken vurgular şunlar oldu:
“Evet, Artı Gerçek ve Artı TV birkaç analı babalı bir çocuk olarak elimizde doğdu ve büyümeye çalıştı ama çok analı ve babalı çocuk büyümediğini de en azından bana kanıtladı. Mutlaka her yeni iş yeri gibi çeşitli tartışmalar yaparak başladık bu işe. İlk tartışmalarda kendimce çok doğru olan bir şey söyledim arkadaşlara: “Bu işe başlarken biz dördümüz (Ben, Celal Başlangıç, Fehim Işık ve Ragıp Duran) bir aile gibi en az 6 ay beraber olmalıyız. Çünkü hepimiz ayrı tarz gazetecilikten geliyoruz ve bunu ortak bir zemine çekemezsek çok büyük sorunlar yaşarız”
Tabii ki tek sorun sadece değişik tarz gazetecilikten gelmiş olmamız değildi, dördümüz de değişik siyasetlerden geliyorduk. Ama gazetecilik yapacağımızı göz önünde bulundurarak bunun çok fazla sorun olmayacağını sandığımdan, bu konuyu açmadım. Oysa gazetecilik dışında bunun da ciddi bir sorun olduğunu gördüm.
Ben bugüne değin demokrasi anlayışımı sıkça yazdım ve anlattım. Ben demokrasinin çok geniş kapsamlı bir şey olduğuna inanmıyorum, ben herkesin kendi düşüncesini serbestçe söylemesinin demokrasi olduğuna inanmıyorum. Demek istediğim şu, ben ırkçının, faşistin, şeriatçının düşüncelerini serbestçe söylemesi ve bunun propagandasını yapması taraftarı hiç olmadım. Yaşamımda hiçbir zaman “Ben anti faşistim ama o da düşüncesini söylesin” demedim, demeyeceğim de.
Ben barış istiyorsam, barışı gerçekten kucaklayan insanlarla yapmayı tercih ederim. 5 yıl önce, 25 yıl önce Kürtlere karşı katliamlar yapan insanların bugün seçim gereği Kürtlerin yanındaymış gibi olmaları beni çok ilgilendirmez. Onlarla bir söyleşi yapacaksam da onlara soru sormam, kendimce sorgularım.
Ya da başka türlü anlatayım, bugünkü iktidara karşı olan herkesin görüşüne sorumlu olduğum gazete ya da TV’de propaganda yapmasına karşı çıkarım. Ben onların kitlesine ulaşmak için elimden geleni yaparım ve onu yanıma çekmeye çalışırım, onun bir yazarına yer vererek, onun benimle alakası olmayan siyasi düşüncesini yaymasına karşıyım. O gelen kişi, beni yada benim gibi kişileri okuyacak sanılıyorsa, bunu diyenler yanılıyor.
Yaklaşık 5 yıldır bir şeyler yapmaya çalıştım kendi çapımda. Ne kadarını becerdim, bu sizin takdiriniz. Son olarak şunu söylemek istiyorum, demokrasi ve devrimcilik konusunda çok katı olduğumu söyleyebilirsiniz ama bu benim tarzım ve bunu değiştirmek, kendimce taviz vermek istemiyorum.
Son olarak şunu söyleyeyim, bunları yazarken yukarıda ismini saydığım ve sonradan genel yayın müdürü olan Ergun Babahan yanlış yaptı ve haksızlar demek aklımın ucundan dahi geçmedi ama onların çalışma tarzı benim çalışma tarzım değil. Bu yolu seçerek esasında biraz da kendime özgürlük tanıdım, çünkü biz bu gazete ve TV’yi Türkiye’de faşizm var diye Almanya’da kurduk ama Türkiye’de arkadaşlarımız var diye hep uyarıldık. Bana göre Almanya’da “Türkiye’ye dikkat” diye uyarılan gazete ve TV Istanbul’da yapılır, Almanya’da değil.
Bu kadar süre bana katlandığınız için hepinize teşekkürler, ha gayret ay sonuna kadar biraz daha katlanın.”
“Muhalif medya”daki bu istifalar ve birleşmeler, siyaset dünyasındaki ittifak arayışları ile paralellik gösteriyor. Belli mahfillerde “AKP sonrası” dönem için yoğun arayışların, pazarlıkların döndüğü açık. Medya dünyasında da siyasetteki bu arayışlara yön verme “egosu”, medyanın 4.kol faaliyeti haline gelmesiyle normal hale geldi. CHP’yi sola çekmek, HDP’yi sağa (CHP’ye) çekmek ve orta sol bir merkez inşa etmek, bu sayede “AKP sonrası” iktidar ilişkilerinde pay sahibi olmak gibi arayışlar solun bir çok mahallesinde fısır fısır konuşulduğu bilinen bir gerçek.
Gerek Gazete Duvar’dan istifalarda gerekse de Nesin’in istifasında “demokrasi” vurguları bu gerçeği ifade ediyor. Kuşkusuz demokrasi dediğimizde akla ilk gelen Kürt sorununa ve ona yaklaşımlar. Siyasette olduğu gibi HDP’yi “6’lı masa”ya adapte etmek bazılarının temel sorunu. Bir ikbal sorunu. Fakat sadece Kürt sorunu değil elbette, mesela Ukrayna sorunu karşısında NATO karşıtı bir pozisyon alıp almamak da temel açmazlardan biri. NATO karşıtı olmak, 6’lı masadan ayrı düşmek ve “AKP sonrası” kurulacak düzende yer bulamamak, demek.
Ayrıca yılbaşından beri işçi sınıfının değişik bölüklerinin isyanları da “ittifak siyaseti”ni etkiliyor. Zira artık dayanma gücü kalmayanlar “sokağa çıkmayın” çağrılarına da uymuyor. Elektrik zamları karşısında “faturamı ödemiyorum” diyecek kadar da rahat değil bu kesimler. Ekim zamanı gelen çiftçiler gibi 2023’ü bekleyecek durumda değiller. Asgari ücret zamları, vergi indirimleri, kredi destekleri de bir beklenti havası yaratsa da işçilerin ve emekçi köylülerin yaşadığı krizi hafifletmeye yetmiyor. Çünkü her gün yeni zamlar gelmeye devam ediyor.
Kriz derinleşiyor, arayışlar hızlanıyor, görüşme trafikleri yoğunlaşıyor… Gelişmelerden bütün kesimler gibi medya sektörü de etkileniyor. Bakalım, gelen günler ne getirecek.
HABER MERKEZİ
















