Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan tarafından 27 Şubat 2025’te başlatılan, “Barış ve Demokratik Toplum Süreci” devam ediyor. Sürecin karşılıklı adımlar yerine büyük ölçüde tek taraflı ilerlediği yönünde eleştiriler ise sürüyor. Kürt Hareketi çözüm için zihniyet değişimi, demokratikleşme ve hukuki güvence gerektiğini belirtirken, devletin güvenlik odaklı politikalarının devam etmesi nedeniyle sürecin yavaş ilerlediği yorumları yapılıyor. Bölgesel gelişmelerin etkisiyle çözüm arayışlarının sürdüğü ancak somut adımların yetersiz kaldığı değerlendirilirken, sürecin başarıya ulaşması için karşılıklı adımlar, demokratik dil ve güçlü bir hukuki zemin gerektiği ifade ediliyor.
30 yıl cezaevinde kalan Orhan Sakçi, başlayan, “Barış ve Demokratik Toplum Süreci” ve devletin sürece yaklaşımına dair Mezopotamya Ajansı’na (MA) değerlendirmelerde bulundu.
Türkiye’de 52 yıldır Kürtlere dönük yürütülen güvenlik politikalarında bir değişime gidilmediği durumunda sürecin ilerleyemeyeceği uyarısında bulunan Sakçi,” Çözüm dediğimiz süreçte karşılıklı iki gücün belirlediği politikalar çerçevesinde gerçekleşiyor. Şimdi bu politikalardan şöyle bekleniyor; yani bu mevcut süreçle ilgili baktığımızda tek yönlü bir inisiyatif gelişti ve adımlar şuana kadar tek yönlü atılmıştır. Bir yumuşama var ama bu yumuşamanın çözüme yönelik evrime süreci başlangıçta zihinsel yapının değiştirilmesi ile gerçekleşmesi gerekiyor. Yani bir zihin yapısı mevcut mantalite yapısı değişmediği sürece çözümün olasılığı fazla görünmüyor. Bu zihin yapısı ile birlikte dil yapısının değişmesi, bakış açısının değişmesi ve aynı zamanda uygulamaların değişmesi gerekir” dedi.
DEVLET GÜVEN VERMİYOR
Sürece ilişkin devletin güven vermediğinin altını çizen Sakçi,” Şimdi bu bakış açısı umut vermiyor. İkincisi toplumda bir beklenti oluşturmuyor, üçüncüsü toplumun kendini ifade edebileceği bir zemin sunamıyor. Halen bir korku, bir panik, bir tedirginlik var. Karşılıklı her ne kadar yumuşama olmuşsa da bir güvensizlik korkusu çok derin bir tarzda oluşur. Bu politikalar bu sürecin önünde engel teşkil ediyor. Bu politikalar güncel devlet kendi stratejisinde barış mı oluşturuyor? Yoksa Türkiye’deki onların tırnak içinde terör sonlandırması mı? İşte bu toplumsal bir sürecin, toplumsal bir isteğin teröre lanse edilmesi aslında mantığın neresinde olduğunu gösteriyor” diye belirtti.
‘GELİŞMELER TÜRKİYE’Yİ SÜRECE ZORLADI’
Ortadoğu’da yaşanan gelişmelerin Türkiye’yi bu sürece doğru ittiğini dile getiren Sakçi, 1992 ve 98’de yürütülen ve amacına ulaşmayan süreci hatırlatarak, devleti dönüştürmenin kolay olmayacağını söyledi. Sakçi,” Şuan dikkat edilirse Ortadoğu’da küresel güçler tarafından yeni bir denge oluşturma girişimi var. Bu gelişmeler devleti buna zorladı, çözüme zorladı. Devleti bu çözüme zorlayınca devlet belli açıklamalarla yetindi” ifadelerini kullandı.
‘TEK TARAFLI ÇÖZÜM OLMUYOR’
Daha önce başlayan çözüm süreçlerinde de tek taraflı adımların olduğunu ve bunun sürecin ruhuna uygun gerçekleşmediği için amacına ulaşmadığını belirten Sakçi, devletin yasal düzenlemeler gerçekleştirerek adım atması gerektiğini dile getirdi. Karşılıklı adım atma süreçlerinin oluşması gerektiğini kaydeden Sakçi, “Dolayısıyla dilin de değişmesi gerekiyor. Karşılıklı adım atma süreçlerinin oluşması gerekir. Karşılıklı adım atma süreçleri nedir? Karşılıklı olmalı, yani sadece tek taraflı adım atılmaz. Diğer gücü tümü ile tavsiye eden, direniş odaklarını ortadan kaldırmakla zaten çözüm gelmez. Burada yeni bir inkar süreci başlar. Demokrasi dediğimizde toplumla ilgilidir, toplumun kendi kendini yönetme, toplumunu kendini ve yasalarını oluşturma ile gerçekleşir. Dolayısıyla demokratik esaslar dediğimizde demokrasinin esası toplum akla geliyor” diye konuştu.
SÜREÇTE HUKUKSAL ZEMİN
Yasal düzenlemelerin önemine dikkat çeken Sakçi, “Dolayısıyla yasal düzenlemeler şu gerçekliği de getirir, toplumun kendi örgütleme alanı yaratmak zorunda. Yani demokratik toplum inşa süreçleri diye tabir ettiğimiz, toplumsal kurumlar diye tabir ettiğimiz ve toplumsal zihniyet diye tabir ettiğimiz toplumun kendi kendini ifade edebileceği alanlardır. Dikkat ederseniz bütün dünyada yürüyüş bir haktır, bir taleptir. Kendi düşüncesini yayma, kendi düşünce şiddet kullanmadan, şiddet unsuru, toplumsal gerçekliği dikkate alarak eylemsel sürece girme, bu aslında demokratik ilkelerin esasıdır. Ama burada buna karşı bile reaksiyon var. Niye? Yasal zeminler yoktur. Bir yürüyüş için bile bir vali, bir kaymakam, bir polis amiri bile dahi yasak deyip de toplumun kendini ifade edebilecek alandan önünü kapatabiliyor. Şimdi bu neye göre, mevcut olan yasalara dayanıyor. Mevcut olan yasalar inkarcı süreci, çatışmalı süreci, yokluk ve yani sürecin üzerine kurulu bir yasadır. Kimi güvence almış? Devletle devlet bürokrasini güvence almış. Orada halk yoktur.”
‘NORM DIŞI GÜÇLERİ HAREKETE GEÇİRME ZEMİNİ VAR’
Norm ve norm dışı güçlerin süreçteki varlığı ve etkisine dikkati çeken Sakçil, bu güçlerin süreci sabote etmeye dönük hamlelerde bulunduğunu ve bunun için ciddi bir çaba içerisinde olduğunun belirtti. Sakçil,” Şimdi norm dediğimizde kendi yasa çerçevesi içerisinde hareket eden, evrensel insan hakları yasalarını dikkate alan, demokratik hakları dikkate alan, kültürel hakları dikkate alan ve toplumu kendi ifade edebileceği alanları ki bunu hukuk zemininde de var. Yani norm dediğimiz yasalarla yaptırmıyor. Kişileri tümüyle toplu gözaltı yapıp, işkencelerden geçerek ki biz bu tartışma sürecinde toplumsal yapıyı ve herkesi tehlikeli görme, her yere kendi istihbaratını yerleştirip istihbaratlarıyla bastırma ya da karşı bir medya aracıyla teşhir etme, teşhirden sonra yönelme gibi bir gerçeklik. Buna norm dışı denir. Bu norm dışı dediğimiz gerçeklik budur. Ve bu süreçte bastırma girişimidir. Türkiye bu demokratik esaslara bunun hukuksal zemini yaratılmazsa, bu norm dışı güçler Türkiye’de mevcuttur ve harekete geçecektir, geçmeye de çok açık bir zemin var. Buna karşı verilen bu kadar bir mücadelede boşa çıkarılabilecek bir zemin var” şeklinde değerlendirdi.
MA

















