Tarihi 8 bin yıl öncesine dayanan Aydın’ın Söke ilçesindeki Latmos Bölgesi, tarihi, kültürel ve doğasıyla insanlık mirasının önemli yerlerinden biri. Neolitik dönem ve Helen medeniyetlerinin izlerini taşıyan Latmos Bölgesi’ndeki Beşparmak Dağı’nda (Latmos Dağları) çok sayıda köy bulunuyor. Çam fıstığı ve zeytin cenneti olarak bilinen Latmos, 2004’ten bu yana Kale ve Kormed şirketlerinin yürüttüğü kuvars, kuvarsit ve feldispat madenciliği faaliyetleri yüzünden eko kırıma uğruyor.
Şirketlerinin 18 yıl boyunca ruhsatsız biçimde işlettikleri madenler nedeniyle birçok yerde çoraklaşma, taş ve toprak yığınından başka bir şey kalmamış durumda. Ruhsatsız işletilen madene karşı 3 yıl önce açılan davanın ardından şirket, ruhsat alarak faaliyetlerine devam ediyor. Faaliyetlerin tam ortasında açık hava müzesi olarak nitelenen Taşköprü Vadisi yer alıyor. Ayrıca zeytin ağaçlarıyla dolu olan bölgede zeytinlik alanlarına en az 3 buçuk kilometre mesafe zeytincilik dışında hiçbir işletmenin açılamayacağını belirleyen yasaya da aykırı şekilde yüzlerce zeytin ağacı moloz ve çöplerin altında kaldı. Ayrıca buradaki faaliyetler Anayasa’nın çevrenin korunmasını düzenleyen 56’ncı ve tarihi kültürel varlıkların korunmasını içeren 63’üncü maddelerine de aykırı.
Çavdar, Güzeltepe ve Karakaya köyleri sınırları içinde yer alan ve büyük bölümü orman, tarla, mera, çam fıstığı ve zeytinliklerden oluşan yaklaşık 5 bin 823 dönümlük alanda yürütülen madencilik faaliyetleri hakkında açılan davada bilirkişi keşfi ise 16 Mart 2026 tarihinde gerçekleştirildi.
179 HEKTAR KURTARILDI
20 yılı aşkın süredir hukuki ve ekolojik mücadele yürüten Latmos Platformu Üyesi ve Çavdar köyü eski muhtarı İhsan Garagöz, bölgedeki ekolojik katliama karşı sürdürdüğü direnişi Mezopotamya Ajansı’na (MA) değerlendirdi. Açtığı davalarla 179 hektarlık (17 bin 900 dönüm) alanın kurtarıldığını kaydeden Garagöz, şirkete verilen ruhsatın iptali için de dava açtığını belirtti. Madencilik faaliyetlerinin bölgenin doğal yapısına çok zarar verdiğini belirten Garagöz, “Ben dava açınca bu madenlerin bazılarının ruhsatsız çalıştığını gözlemledik. Jandarma geldi ve mühürledi bu alanları. Ama evrakları tamamlayınca yeniden faaliyet verdiler ve çalışmaya başladılar. Amaç ne? 18 yıl bu vatandaşın burada ruhsatsız çalıştığı gözlemleniyor. Ama bir ekonomik müeyyide uygulandı mı, bilmiyorum” diye belirtti.
‘CANLILAR KATLEDİLDİ’
Madenciliğin bölgeye verdiği zarara değinen Garagöz, “Binlerce ağacı toprak altına gömdüler. Orman idaresi peşkeş çekti bir nevi. Merayı yok ettiler. Bir de bu bölgede fıstık çamları, basra böceği, bal böceği olan böcekleri öldürdüler. Bunlarda çam ağaçlarının dallarından beslenirdi. Arılar da gider bunlardan bal alırdı. Ve bunlar da gitti. Atılan dinamitler yer altı sularının daha derine inmesine sebep oldu. Giden pası atıkları alttaki köydeki insanların ölümüne de sebep oldu. Kisir denen köy var altta. 2023 yılında taşkından dolayı bunların çamur atıklarından dolayı insanlar maalesef öldü. Böyle böyle bu sıkıntılarımız var burada. Sıkıntılar halen devam etmekte” diye konuştu.
‘ORMAN KALMADI’
Çıkan çöp, moloz gibi atıkların dere yataklarına doldurulduğunu ifade eden Garagöz, “Ege Denizi de bundan kirlilik olarak payını alıyor. Kisir köyünde Devlet Su İşleri’nin (DSİ) araçları taşkını önlemekle meşgul. Neden? Bunların attıkları pislikleri temizliyorlar. Bu sıkıntı var. Toprak artık su tutmaz hale geldi. Neden? Bir kova su direkt denize iniyor. Orman kalmadı, ağaç kalmadı. Hepsini perişan ettiler. Dere yatağındaki çevrilen suyu madenin içindeki toprağı götürmesi için ön ayak olmuş. Bu suç. Denize kadar bu toprak gidiyor. Dere yatağından neden çevrildi bu su yatağı? İşte yetkililer gelip görsün, adam suç işlemiş” ifadelerini kullandı.
‘BURASI YAŞAM ALANIMIZ’
Duyarlı kişi ve örgütlerin destek verdiğini, ancak bölge halkının daha duyarlı olması gerektiğinin altını çizen Garagöz, aksi halde yakın gelecekte bölgenin büyük bölümünün çölleşeceğine dikkat çekti. Bölgede zeytinliklerin tam ortasında çıkarılan madenin işlendiği devasa bir tesis kurulduğunu belirten Garagöz, bunun zeytinlik alanlarını düzenleyen yasaya göre suç olduğunu vurguladı. Garagöz, “Verdikleri tahribat 500 yıldan fazla yerine konamaz. Aklıselim insanların buna dur demesini isterim. Çünkü bu insanların yaşam alanları. Bu tarihin yaşam alanı. Bu tarihi nice nesillerimize emanet edeceğimiz tarihi, bir iki madenciyle burada toprağa gömdürülmemesi lazım. Bu üç beş kişinin değil. Bazı insanlarda bana ne lazımcılık var. Bilerek zehirleniyor. Ama ‘zehirlendim ben’ diyemiyor” şeklinde konuştu.
MA / İbrahim Açıkyer
MA

















