Eskişehir Beylikova ve Sivrihisar’da bulunan Nadir Toprak Elementleri (NTE) maden ruhsat sahasında bulunan toplam 258 taşınmazın Eti Maden İşletmeleri Genel Müdürlüğü tarafından acele kamulaştırılma kararı 31.08.2026 tarihli Resmi Gazete’de yayımlandı. Yaklaşık 2.636.433,7 metrekarelik alan (263,6 hektar) “acele kamulaştırma” ile şirketlere devredilecek. Beylikova sahasında yaklaşık 694 milyon tonluk bir rezervin varlığı açıklandı. Bu rezerv, Çin’deki 800 milyon tonluk “Bayan Obo” sahasından sonra dünyanın en büyük ikinci NTE yatağı olarak değerlendiriliyor. Türkiye’nin bu çapta geniş bir rezerve sahip olması, bu alanda mevcut durumda Çin’e bağımlı olan başta ABD olmak üzere
Batı emperyalistleri ile ilişkilerinde iktidara önemli avantajlar sunuyor. Bu durum, jeostratejik konumunun yanında, tıpkı savunma sanayisinde olduğu gibi madencilik alanında da Türkiye’nin küresel sistemdeki önemini artırıyor.
Nadir Toprak Elementleri, 17 elementten oluşuyor ve aslında yeryüzünde nispeten bol bulunuyor. Ama onları “nadir” yapan ticari olarak işlenebilecek konsantrasyonlarda bulunmalarının zorluğudur. Yani düne kadar bu elementlerin kullanıldığı sektörler, mallar piyasada önem arz etmiyordu ve bu nedenle de bu elementleri çıkarma, ayırma, konsantre etme teknolojileri geliştirilmemişti. Fakat dijital teknolojilerin üretimden silah sanayiine kadar her yerde vazgeçilmez hale gelmeleri ile bu elementler de ‘nadir’ olarak kabul edilmeye başlandı. Bugün akıllı telefonlardan rüzgâr türbinlerine, elektrikli araç motorlarından (özellikle kalıcı mıknatıslar) F-35 gibi gelişmiş savaş sistemlerine kadar yüksek teknolojinin hemen her alanında bu elementler kullanılmaktadır.
AKP, kendisinden önceki hükümetler gibi, yabancı sermaye güçlerinden kendisine maddi ve siyasi destek almak için Türkiye’yi pazarlamadaki maharetini bu kez de NTE rezervleri üzerinden göstermek istiyor. Beylikova’daki NTE madenleri Beyaz Saray’da gerçekleşen Trump – Erdoğan görüşmesi vesilesiyle gündeme gelmiş ve Trump’ın iktidara desteğinin karşılığı olarak bu madenlerin verilmesi üzerine anlaşma yapıldığı iddia edilmişti. Yine bu görüşme vesilesiyle ABD’nin Ankara Büyükelçisi ve Suriye Özel Temsilcisi Tom Barrack, Trump’ın Erdoğan’a “meşruiyet” kazandırmaya çalıştığını açıklamıştı.
NTE arz zincirinde önemli bir aktör olmak sadece rezerve sahip olmakla gerçekleştirilemiyor. Çıkarılan rezervin rafinasyonuna ve mamul mala dönüştürülmesi için gerekli teknolojiye de sahip olmak gerekiyor. Türkiye, büyük oranda madenleri ham madde olarak ihraç ediyor. Örneğin Türkiye 2022 yılında 495 milyon dolar bakır konsantresi ihraç etmiş, aynı yıl 5,2 milyar dolar bakır ve bakırdan eşya ithalatı gerçekleştirmiş. Hani iktidarın öve öve uçurduğu Kaan uçağının kaportasını yapıp motorunu göndermesi için ABD’nin yolunun gözlenmesine benziyor.
Bu, yöneticilerin beceriksizliği ya da yeterince mühendis vb. olmamasından kaynaklanan bir durum değil. Emperyalist sömürgecilik ilişkileri, sermayenin az maliyetle kısa zamanda yüksek kar elde etme güdüsü ile ilgilidir. Türkiye sermaye sınıfı finansal, teknolojik, ekonomik, askeri vb. birçok bakımdan ABD ve AB emperyalizmine bağımlı. Bu bağımlılık ilişkileri sayesinde Türk sermayesi gelişip palazlanmaktadır. Yani NTE rezervine sahip olmak, Türkiye’yi bir kaynak haline getirir, bu kaynağın çıkarılması için finansal desteklerin sunulması ile ülkeye yabancı sermaye girişi sağlanır, fakat sonuçta, bütün madencilik sektöründe olduğu gibi, para şirketlerin kasasına girer. Peki geriye ne kalır? Geride atıklar, kirlenen topraklar, yok edilen su alanları, yoğun sömürüye maruz kalmış yıpranmış işçi bedenleri kalır. Bunun böyle olduğunu İliç’te 9 işçinin canını alan ve bütün havzayı siyanürle zehirleyen felaketten ve aylardır maaşlarını, ikramiyelerini almak için Ankara’da açlık grevi dahil günlerce eylem yapan Doruk Maden işçilerinin durumundan çıkarmak zor değil.
İktidar, 2024-2026 Orta Vadeli Programı ile madencilik şirketlerinin faaliyetlerini “kamu yararına faaliyet” olarak tanımladı ve Temmuz 2025’te çıkardığı “Süper izin yasası” ile de devlet kurumlarını adeta şirketlerin taşeronları haline getirdi. Ve ardı ardına maden ruhsat ihaleleri, acele kamulaştırma kararları ilan ediliyor. Ormanlar, tarım alanları, meralar, vadiler şirketlere peşkeş çekiliyor.
Polen Ekoloji Kolektifi birkaç yıldır iktidarın madencilik alanındaki atağını takip ediyor ve furyanın boyutlarını açığa çıkarmaya çalışıyor. Yakın zamanda yayımladıkları “Türkiye’de Ekstraktivizmle Mücadele” raporları madencilik sektörünün akılalmaz boyutlara vardığını gösteriyor. 260 ilçede mega-maden sahaları ilan edilmiş durumda, yani buralar neredeyse tamamı maden sahası ilan edilmiş “gözden çıkarılmış” bölgeler. Bütün bu faaliyetlerin GSYİH’e katkısı ise yüzde 2-3 civarında.
Peki, bu kadar katkı için ödenen bedel ne? Yine Polen’in raporundan aktarırsam, NTE minerallerinin çıkarılması ve işlenmesi çok fazla su gerektiriyor, zaten su stresi yaşayan bölgelerin gözden çıkarılması anlamına gelir bu. Bir ton NTE elde etmek için binlerce ton toprak, kaya vb. işlenmek zorunda. Bu süreçte kullanılan güçlü asitler, radyoaktif yan ürünler (toryum, uranyum) işçi ve çevre sağlığı için ciddi riskler üretiyor. Geniş alanların maden sahası olarak belirlenmesi, orada yaşayan halkın topraklarından koparılması, göçe zorlanması ya da madende işçi olarak yaşamak zorunda kalması demektir. Madencilik faaliyetlerinin artmasıyla birlikte, güvenlik önlemlerinin hiç alınmadığı veya sınırlı olduğu ve insanlık dışı ücretlerin ödendiği işyerlerinde, işçilerin pnömokonyoz gibi mesleki hastalıklara yakalanması, artan kanser riski ve ölümcül maden kazaları gibi tehlikelerle karşı karşıya kalması da sınıf perspektifinden değerlendirilmelidir. Dolayısıyla bu, sadece çevreye değil, yerel halkın ve işçilerin bedenlerine ve yaşamlarına da zarar vermektedir.
*Polen Ekoloji tarafından hazırlanan Ekstraktivizm raporunun detaylarını şu linkten inceleyebilirsiniz. https://ekolojienstitu.org/category/ekstraktivizm/














