Ege İnsan Hakları Okulu 2’nci gününde “Barış, ekoloji ve toplumsal dönüşüm” ve “Barışın toplumsallaşması: Talepten kolektif eylem alanına” başlıklarıyla düzenlenen iki oturumla sona erdi. “Barış, ekoloji ve toplumsal dönüşüm” sunumunda Brezilya Topraksızlar Hareketi’nden Bruno Diego, Agit Özdemir ve Onur Yılmaz, “Barış, ekoloji ve toplumsal dönüşüm” başlığında Prof. Dr. Füsun Üstel ve Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi (DEM Parti) Miletvekili Cengiz Çiçek konuştu.
İlk olarak söz alan Bruno Diego, Brezilya topraklarının emperyalist devletler tarafından nasıl işgal edildiğini ve bu işgale karşı verdikleri mücadeleyi anlattı. Diego ardından üretim için kurdukları kooperatif sitemine ilişkin bilgi verdi.
“KÜRDİSTAN ÜZERİNDE BÜYÜK HAZIRLIKLAR VAR”
Ardından konuşan Özdemir savaş süreçlerinde ve sonrasında ekolojik tahribatlara ilişkin Dünya ve Kürdistan’dan örnekler verdi. Savaşların ikilim değişikliği üzerine etkisine değinen Özdemir, “Savaşların stratejilerinin değiştiğine dair bilim insanlarından açıklamalar var. 1990’lı yıllarda Kürdistan’da çok sayıda ev yakıldı, ormanlar yok edildi. Haritalardan da görüleceği üzerine yok edilen alanlar hep aynı. Kürdistan’da ekolojik tahribat stratejik olarak süreklilik arz ediyor. İsrail Filistin savaşında her zaman su maddesi birinci gündem olmuştur. İsrail’in en büyük hedeflerinden biri Filistin’deki su varlıklarının ele geçirmesi oldu. Bunun bir benzerini Kürdistan’da gördük. Filistin’de zeytin ağacı aynı zamanda bir bellektir bizim için de meşe ağacı öyledir. Bugün Kürdistan’da yapılan bütün barajların hepsi stratejik bölgelerde yapıldı. Bugün Diyarbakır’da bir petrol furyası var. Diyarbakır’ın yanı sıra bölgede çok sayıda yerde petrol kuyusu açıldı” şeklinde konuştu.
“BARAJLAR ÜZERİNDEN SAVAŞ”
Savaş süreçlerinde Türkiye’nin barajlar üzerinden yürüttüğü politikaya değinen Özdemir, “Geçmiş yıllarda çatışmalarda Cudi ve Gabar insanlar dinamitlerden dolayı yerlerden terk edilirken bugün de bu aynı şekilde devam ediyor. Barış süreci gelişse de gelişmese de biz devletin çevreye saldırılarını biliyorduk. 2018-2022 yılları arasında binlerce hektarlık alanda ağaç kesimi yapıldı ve şimdi de orman yıkımı katlanarak artıyor. Kesilen alanlarda ‘güvenlik’ yolları yapıldı ve petrol kuyuları açıldı. Hakkari’nin tamamı şu an maden alanı. Kürdistan tahribatı üzerinde büyük bir hazırlık var. Kürdistan’da çok sayıda acele kamulaştırma kararı olduğunu görüyoruz” dedi.
“EKOLOJİK SALDIRILARA KARŞI KOMÜN MECLİSLERİ”
Oturumda son olarak söz alan Onur Yılmaz tüm Dünya’da ekolojik tahribatın sonuçlarının en ağır şekilde yaşandığını ifade ederek bu tahribata karşı mücadelenin zorunlu haline geldiğini söyledi. Toplumsal dönüşümde kapitalizmin yıkılması gerektiğine dikkat çeken Onur Yılmaz, “İçinde bulunduğumuz bu ekolojik yıkımda nereden çıkış yaparız?’ sorusu soruluyor. Ekolojik krizin çözümüne karşı her boyutta bir yenilenme gerekiyor. Kapitalist üretimin çevre üzerinde yarattığı tahribat içeresinde acil ve zorunlukla olarak bir çıkışın yapılması lazım. Bütün bu halk meclisleri, kooperatifler ve komünler bir mücadele okulu olarak şekillendiğinde o zaman hem devrimci özne tartışmasını daha netleştirmiş oluyoruz hem de devlete karşı bir mücadele stratejisini ele alıyoruz hem de devletin bu ekolojik saldırılara karşı kendimizi savunuyoruz” ifadelerini kullandı.
“BARIŞIN TOPLUMSALLAŞMASINDA KÜLTÜREL HAKLAR ÖNEMLİ”
“Barışın toplumsallaşması: Talepten kolektif eylem alanına” oturumunda da Prof. Dr. Füsun Üstel ve Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi (DEM Parti) İstanbul Milletvekili ve İmralı Heyeti üyesi Cengiz Çiçek söz aldı. Oturumda ilk olarak konuşan Füsun Üstel, kültürel haklar üzerine konuştu. Kültürel hakların barışın toplumsallaşmasındaki rolüne dikkat çeken Füsun Üstel, “AKP hükümeti son 10 yılda ‘milli ve yerli kültür’ talebiyle halkın karşısına geldi. AKP hem siyasi otoritesini güçlendirmek hem de toplumda konsensüs oluşturmak için bu talebi ortaya attı. Bu yerli ve milli kültürü inşa etti mi edebilecek mi? sorusu soruldu. AKP inşa ederek değil yıkarak bir süreci yönetmeye çalışıyor. Kültür ve sanat alanındaki hak ihlalleri genelde kayıt altına alınmıyor. Çok az sayıda kurum ve kuruluş bu hak ihlallerini tespit etmeye çalışıyor. Kürdistan’a baktığımız zaman daha vahim bir tablo var. Düğünlerde veya sokaklarda halay çekmek ya da Kürtçe şarkı söylemek gerekçesiyle insanlar örgüt üyeliği suçlamasıyla tutuklanıyor. Yani tüm alanlarda kültür sanat güvenlikçi politikalarla kıskaç altında” şeklinde konuştu.
Kültürel hakların uluslararası hukukta nasıl güvence altına alındığını anlatan Füsun Üstel son olarak “Bu süreçte kültürel hakların anadil başta olmak üzere bu hakların mücadelesi çok çetrefilli olacak. Önümüzdeki süreçte kolay barış olmayacak, içinde çekişmeli bir müzakere süreci olacak. Kültürel haklar da bu mücadelenin içinde yer alacak” dedi.
“DEMOKRATİK TOPLUM SOSYALİZMİ YENİ ÇAĞIN HAMLESİ”
Son olarak konuşan Cengiz Çiçek, savaşın Kürdistan’da Kürt özgürlük hareketine karşı bütünlüklü ve tasfiye etme amaçlı yürütüldüğünü ve savaşın seyri içinde devletin bir amacının da Kürdistan’daki mücadele dinamniklerini birbirinden yalıtmak, tecrit altına alınmak istendiğine dikkat çekti. Çiçek, “50 yıllık mücadelenin birikimi var ve gerçekten büyük sınavlarımız var. Şu anda devlet ve Kürt hareketi arasındaki kurulan masada karar vermesi gereken sistemin kendisi. Devlet Kürtlerin mücadele birikimlerini, değerlerini kendi sistemi içerişinde sindirecek mi sindirmeyecek mi? Barışın toplumsallaşmasını tartıştığımızda sadece mevcut sürecin toplumsallaşması konuşuluyor. Ama bu öyle değil. Bu bir sistem örme, kendi sistemini geleceğe aktarma konusu. Kürt Özgürlük Hareketinin kuruluş amacı Kürt varlığı kanıtlamaktı. Bu süreçte sayın Öcalan’ın temel hedefi özgürlük çağını açmak. Özgürlük çağını açacak mıyız açamayacak mıyız? Şu anda diriliş kazandı, varlık kazandı. Önemli olan Kürtlerin yasal ve anayasal haklarının kazanılması ve özgürlük çağının açılması. Sayın Öcalan’ın da dediği gibi hukuk kapsında girmek. Önümüzdeki dönem çok da fazla mücadelenin olacağı süreç. Demokratik toplum şu anda sadece güncel bir meseleyi içermiyor, Demokratik toplum sosyalizmi ve demokratik komünler birliği gibi geleceğe projeksiyon tutuyor ve özgürlük çağının sistemini kurmanın hamlesi” dedi.
MA












